Atatürk,
devrimlerini basın yoluyla tanıttı
Kitle iletişim araçları
ve özelikle de basın, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu
gibi devrim sürecinde de Atatürk’e ve çağdaşlaşma hamlelerine
destek vermiştir. Gücünü halktan alan Atatürk, devrimleri
benimsetme yolunda zorlama ve baskı yapma yerine ikna ve
kamuoyu oluşturma yöntemlerine başvurmuştur.
 |
Basının
umumi hayatta ve Cumhuriyetin ilerleme ve gelişmesinde sahip
olduğu vazifeler yüksektir. Basının tam ve geniş hürriyeti
iyi kullanması hususunun duyarlı olduğunu kayda değerdir.
Atatürk
Kitle iletişim araçları,
özellikle okuma-yazma bilmeyi gerektirmeyen radyo ve televizyon,
az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde toplumsal gelişmede
ya da modernleşmede kimi koşulların yerine getirilmesi ve
değişkenlerin denetim altına alınmasında kullanılmıştır.
Tüm yenileşme çabalarında, geleneksel toplumlardan çağdaş
toplumlara geçişte ulusallaşma, ulusal devlet kurma, ulusal
bir siyasa izleme, ulusal bir kültür yaratma ve bunu halka
yayma temel amaçlardan biri olmuştur. Yenileşmenin, değişmenin,
çağdaşlaşmanın bu temel aşaması, Atatürk devriminin ulusçu,
halkçı, laik, cumhuriyetçi içeriğiyle girişilen her eylemde
göz önünde tutulmuştur.
Kitle iletişim araçları
ve özelikle de basın, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu
gibi devrim sürecinde de Atatürk’e ve çağdaşlaşma hamlelerine
destek vermiştir. Gücünü halktan alan Atatürk, devrimleri
benimsetme yolunda zorlama ve baskı yapma yerine ikna ve
kamuoyu oluşturma yöntemlerine başvurmuştur. Bu nedenle
kitle iletişim araçları, devrimin başlangıç yıllarından
itibaren Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecine önemli katkılarda
bulunmuştur. Bu amaçla daha Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında
Anadolu Ajansı kurulmuş, 1927 yılında yayına başlayan radyoyu
devletleştirme yoluna gidilmiş, hükümetin sözcüsü durumunda
olan gazeteler yayın hayatına başlamış, Atatürk devrimlerinin
içte ve dışta tanıtımını yapan dergiler çıkartılmış, devrim
kurumları tarafından kitaplar ve broşürler çıkartılarak
bunların halka ulaştırılması sağlanmıştır.
 |
Her
yeni devlette olduğu gibi Türkiye’de de devrim, kendine
özgü siyasal, ulusal kültürü yaratmak, bunu geliştirmek,
siyasal, kültürel toplumsallaşma yöntemiyle bu kültürün
tüm toplumca benimsenmesine çalışmak zorunda kalmıştır.
Bu zorunluluk, kurulan yeni devletin, gerçekleştirilmek
istenen devrimin, uygulanan yeni düzenin bir yaşam biçimi
olarak tüm ulusça, halk tarafından içtenlikle benimsenmesi
gereksinmesinden doğmaktadır. Türk devriminin yaratıcısı
Mustafa Kemal Atatürk’ün değişme yöntemi, ihtilalin ve reformun
yöntemi değildir. İnkılap yöntemidir. İhtilalde olduğu gibi
şiddete dayanan bir toplumsal değişme yerine, toplumu kökten
değiştirmek, kurumsal değişiklikler yapmak için, halka inanan
ve onu eğiterek, ikna etmeye çalışan bir yöntemdir. Devrim
yöntemi diğer yandan, yenileşme yöntemleri gibi hızı ve
kapsamı sınırlı ve yavaş bir değişme yöntemi değildir, köklü
bir değişmedir. Bu yöntemin uygulanması ve başarıya ulaşmasında
basın önemli bir işleve sahip olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk,
1924’te, TBMM ikinci dönem toplanma yılı açılış konuşmasında
basın hakkında şunları söylemiştir: “Basının umumi hayatta
ve Cumhuriyetin ilerleme ve gelişmesinde sahip olduğu vazifeler
yüksektir. Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanması
hususunun duyarlı olduğu kayda değerdir. Her türlü kanuni
kayıtlardan önce bir kalem sahibi; ilme ve kendi siyasi
görüşlerine olduğu kadar vatandaşların haklarına ve memleketin,
her türlü özel düşüncelerin üzerinde olan, yüksek çıkarlarına
da dikkat ve saygı göstermeye manevi olarak mecburdur. Bu
mecburiyettir ki genel düzeni sağlayabilir, bununla birlikte
basın serbestisinden meydana gelecek kötülükleri ortadan
kaldıracak etkili vasıta; asla geçmişte zannedildiği gibi
basın hürriyetini kısıtlayan hususlar değildir. Aksine basın
hürriyetinden doğacak sakıncaların giderilme vasıtası, yine
basın hürriyetinin kendisidir.”
Halkla
temasa geçerek kamuoyu oluşturmak
Atatürk Devrimi,
Türk halkının da benimsediği bir gereksinmeden kaynaklanıyordu.
Devrimin amaçları, hedefleri halk için çizilmişti. O amaçlara
halkla birlikte, halkı kazanarak, halkı yönlendirerek varılmıştır.
Halktan kaynaklanan iktidarın doğal yaklaşımı, kamuoyu oluşturmak,
kamuoyunu yönlendirmektir. Böyle bir yaklaşımın da en etkili
aracı hiç kuşkusuz, özellikle o dönemde basın olmuştur.
Düşüncelerini, tasarılarını halka açıklamak, onları ülkenin
sorunları üzerine aydınlatırken bir yandan da doğrudan doğruya
halkla temasa geçerek kamuoyu oluşturmak Atatürk’ün bütün
ömrü boyunca sadık kaldığı bir ilke olmuştur. Devrimler,
bu biçim nabız yoklama ve alıştırma gezilerinden sonra ortaya
atılmış ve benimsetilmiştir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün
önderliğindeki siyasal eylem, kitle iletişim araçlarını
kullanarak iç ve dış kamuoylarına dönük bir iletişim kanalını
açmıştır. Özellikle Cumhuriyetin ilk on yıllık dönemi, bu
anlamda basın alanında yeni rejimin ittifak halkaları dışında
kalan hiçbir eğilime olanak verilmek istenmeyen bir kesit
olmuştur. Kurulan yeni siyasal sistem, Atatürk ilke ve devrimlerinin
halka benimsetilmesini sağlayacak bir ortamı yaratmaya çalışmıştır.
Basının önemini çok
iyi anlayan Mustafa Kemal Paşa, henüz daha Büyük Millet
Meclisi açılmadan önce, askeri ve ulusal örgütlerin mahallelere
ve köylere kadar ulaştırılması ve geliştirilmesi için uğraşmıştır.
Atatürk, 27 Kasım 1919’da, Erzurum Heyet-i Merkeziyesi’ne
yolladığı yazıda, zamanın gereğine göre acele olarak mahalle
ve köylerde Teşkilat-ı Milliye’nin kurulmasını belirtmekteydi.
Milli Teşkilat mahalle ve köylerde kurulup geliştirilince,
ister istemez buralara ulusal bağımsızlık savaşı ile ilgili
bilgiler ulaştırılacaktı. Bunun için de, önce Sivas’ta “İrade-i
Milliye”, sonra Ankara’da “Hakimiyet-i Milliye” gazeteleri
çıkarılmış, Ankara’da Anadolu Ajansı ve Matbuat Müdürlüğü
kurulmuştur.
Atatürk tarafından
kurulan gazetelerden ilki İrade-i Milliye gazetesidir. İrade-i
Milliye gibi halkın iradesini ortaya koyan bu ismi Mustafa
Kemal’in bizzat kendisi vermiştir. Atatürk, Kongrenin yayın
ve propaganda organı olarak 4 Eylül 1919’dan itibaren “İrade-i
Milliye” adlı gazeteyi yayınlatmaya başlamıştır. Bu gazete
Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelişinden sonra Sivas’ta
kalmış ve yayınını orada sürdürmüştür. Bu gazetede ulusal
şahlanışın ülküsü dile getirilmiş ve Mustafa Kemal bu gazeteden
söz ettiğinde daima “benim gazetem” deyimini kullanmıştır.
Atatürk’ün kurduğu
gazetelerin ikincisi ise Hakimiyet-i Milliye’dir.Hakimiyet-i
Milliye gazetesi, ulusal bağımsızlık hareketinin sözcüsü
olmuş ve devletin sözcülüğünü yapmıştır. Hakimiyet-i Milliye’nin
hemen hemen her sayısında Mustafa Kemal’in bir genelgesi,
beyannamesi olduğu gibi, bazı sayılarında bunların birkaç
tanesi yer almaktadır. Gazetede, ayrıca ulusal bağımsızlık
mücadelesini ve devrimleri destekleyen Anadolu basınından
alıntılar büyük yer tutmaktadır.
Atatürkçü eylemin
iletişim kanallarını yeniden düzenleme çabalarının ikinci
halkası, Anadolu Ajansı’dır. Anadolu Ajansı, Büyük Atatürk’ün
kamuoyuna ve kamuoyunu oluşturan ve yansıtan bütün haberleşme
araçlarına verdiği önemin sonucu olarak, daha 1920 yılında
bizzat Atatürk tarafından kurulmuştur. Meclis’in açılmasından
bir ay sonra, 23 Mart 1920’de basın ve haberalma işlerini
yeni yönetimin eliyle düzenlemek amacıyla Matbuat ve İstihbarat
Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Meclis’in 1920 Haziran’da onayladığı
yasayla, Anadolu Ajansı da bu genel müdürlük aracılığıyla
yürütme gücüne bağlanmıştır.
“Devrim Basını”
Basın Müdürlüğü ulusal
basının, devrim ilkelerine, devlet siyasetine ve ulusun
gereksinimlerine uygun olmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur.
1930’lu yıllarda ise başta radyo olmak üzere her türlü,
film, fotoğraf, belge ve yayını denetleme görevini üstlenmiştir.
Ayrıca ulusal basında birliği sağlamak amacıyla, görev ve
yetkilerini belirleyen yasalar çıkmasını sağlamış ve basın
birlikleri oluşturulmuştur. Böylece basının, Atatürk ilke
ve devrimleri ışığı altında toplanması sağlanmıştır. Bu
nedenle Türkiye’de 1923-1938 yılları arasındaki basına “Devrim
Basını” demek yanlış olmaz.
 |
Devrim
basını, gazeteciliği her şeyden önce ulusal bir iş olarak
tanımlamıştır. Bunun için bütün Türk basınının kantite kaygısından
geçerek kalite üzerinde durması sağlanmıştır. Kaliteli bir
gazetenin başlıca unsurları olarak şunlar kabul edilmiştir:
-Devrim ve memleket davalarını halka en iyi ve en canlı
bir biçimde vermek.
-Gerek iç ve gerekse dış siyasamızda devletin ve ulusun
yüksek çıkarlarını sürekli göz önünde tutmak.
1932 yılı Ocak ayından
1934 yılı Ekimine kadar 34 sayı yayınlanan Kadro dergisi,
yayın süresince Atatürk inkılaplarının sınırlarını çizmeye,
ilkelerini belirlemeye çalışmıştır. Kadrocular, bu dergide
devletçiliğin ilkelerini belirleyen, halkçı niteliği vurgulayan,
halka yönelik yazılara yer vermişlerdir. 1934’ten itibaren
Kemalistlerin, özellikle resmi doktrinin yayılmasına adanan
iki süreli yayını olmuştur: Kemalist Türkiye ve Ankara.
Bol resimli ve lüks baskılı bu iki derginin her biri yurtdışında
Kemalizmin tanıtılması ve aktif bir propaganda aracılığı
ile diğer uluslar ve Türk ulusu arasında sosyal ve kültürel
ilişkilerin kurulması amacıyla yayın yapmıştır. Bu dergilere,
Akşam ve Cumhuriyet gazetesinin Fransızca dilinde çıkan
nüshaları ve Türkiye gazetesini de eklemek gerekmektedir.
Atatürk devrimlerinin
halka benimsetilmesi çalışmalarında basının rolünün en güzel
örneği yazı devriminde görülmektedir. Kitle iletişim araçları,
öncelikle uluslaşma ve Batı uygarlığıyla bütünleşme yolundaki
en önemli adımlardan biri olan yazı devrimi düşüncesinin
ortaya atılmasında ve olgunlaşmasında etkili olmuştur. Arap
harflerinin değişmesi fikri konusunda tartışma ortamı yaratılmış
ve bu konuda kamuoyu oluşturulmuştur. Basın, Latin harflerini
benimsemiş ve devrimin getirdiği bütün sıkıntılara karşın
açılan her türlü kampanyaya destek vererek halkın yeni yazıya
uyumu konusunda elinden gelini yapmıştır. Konunun her türlü
propagandası yapılmış, gazeteler, her gün, kimi bilinen
bir şiirden, kimi de Atatürk’ün sözlerinden birkaç paragrafı
yeni harflerle yayınlamıştır. Gazeteler, yeni yazı yarışmaları
bile açmışlardır. Atatürk’ün, “Türk harflerini hızla yaymak
herkesin görevidir” sözleri devrimlerin yayılması konusunda
basın dahil herkesin görev ve sorumluluğu olduğunu anlatmaktadır.
Türk basını, devrimlerin yıldönümlerinde de, birinci sayfalarını
baştan başa kaplayan yazı ve resimlerle süslenmiş, konunun
anlam ve önemini belirten yazılara yer vermiştir. Böylece
halktaki devrim bilinci diri tutulmaya çalışılmıştır. Devrim
Basını, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, ulusal
çıkarlardan yana bir tarafsızlık ilkesiyle, dönemin tüm
olumsuzluklarına karşın her türlü fedakarlığa göğüs gererek
Atatürk devrimlerinin halka benimsetilmesi çalışmalarında
önemli roller üstlenmiştir.
Kaynaklar:
1- Aysel Aziz, Toplumsallaşma
ve Kitlesel İletişim, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu
Yayınları, No:2, Ankara, 1982.
2- Niyazi Berkes,
Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler-I, Yenigün Haber
Ajansı ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, Kasım 1997.
3- Niyazi Berkes,
Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler-II, Yenigün
Haber Ajansı ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, Kasım 1997.
4- Ali Gevgilili,
Türkiye’de Yenileşme Düşüncesi -Sivil Toplum Basın ve Atatürk,
Bağlam Yayınları, İstanbul, Aralık 1990.
5- Ali Gevgilili,
“Türkiye Basını”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi,
İletişim Yayınları, Cilt:1., İstanbul, Bs.Tr. Yok.
6- Nuri İnuğur, Türk
Basın Tarihi, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, İstanbul,
1992.
7- Server İskit,
Türkiye’de Matbuat İdareleri ve Politikalar, Başvekalet
Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü Yayınları, Tan Basımevi, İstanbul,
1943.
8- Suna Kili, Atatürk
Devrimi Bir Çağdaşlaşma Modeli, Yenigün Haber Ajansı Basın
ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, Ocak 1998.
9- Lord Kinross,
Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Türkçesi: Necdet Sander,
Altın Kitaplar, 12. Baskı, İstanbul, Aralık 1994.
10- Utkan Kocatürk,
Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ayyıldız Matbaası, II.
Basım, Ankara, 1971.
| Araş.
Gör. A. Kadir Atik
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema
Bölümü |