Atatürk
Devrimleri ve Radyo:
Türk Milletinin Kolayca Okuyup Yazmasını
Sağlayacak Bir Anahtar
Radyo, Türk toplumsal değişme
sürecinin belli bir döneminde devreye girmiş bir üst yapı
kurumudur. Bağımsızlık savaşından başarıyla çıkan Türkiye,
çağdaş uygarlık düzeyine erişmek için yoğun bir çaba içine
girmiştir. İmparatorluk zamanında başlayan Batılılaşma hareketleri
sonuçsuz kalmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı kadrosu bu açığı
kapatmak zorunda kalmıştır. Türkiye; dili, eğitimi, ekonomisi,
devlet yönetimi, kılık kıyafeti ile uygar uluslar arasına
girmeliydi. Ülkede madenlerin işletilmesi, demiryollarının
yapımı, sanayi ve ticaretin genişlemesi kadar, kitle iletişim
alanında da ilerlemek önem kazanıyordu.
 |
Çağdaşlaşma
sürecinin bir parçası olan yeniliklerin kırsal kesimde yayılması
sürecinde, elektronik kitle iletişim araçları etkileyici
kanal olarak yer almaktadır. Radyo ve televizyonun bireyin
siyasallaşmasına, siyasal bilgi edinmesine, ilgisine ve
katılmasına olan etkisi ile ilgili olarak yapılan kuramsal
ve görgül çalışmalar da, bu durumun, bireyin genel toplumsallaşma
sürecinden farkı olmadığını ortaya koymaktadır. Özellikle
yeniliklerin kırsal kesime girmesi aşamasında, gazete yaygın
olarak tüketilmediğinden radyo ve televizyonun, yeniliklerin
bireylere duyurulmasında daha etkili olabildiği bir gerçektir.
Radyo, Türk toplumsal değişme
sürecinin belli bir döneminde devreye girmiş bir üst yapı
kurumudur. Bağımsızlık savaşından başarıyla çıkan, Türkiye
çağdaş uygarlık düzeyine erişmek için yoğun bir çaba içine
girmiştir. İmparatorluk zamanında başlayan Batılılaşma hareketleri
sonuçsuz kalmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı kadrosu bu açığı
kapatmak zorunda kalmıştır. Türkiye; dili, eğitimi, ekonomisi,
devlet yönetimi, kılık kıyafeti ile uygar uluslar arasına
girmeliydi. Ülkede madenlerin işletilmesi, demiryollarının
yapımı, sanayi ve ticaretin genişlemesi kadar, kitle iletişim
alanında da ilerlemek önem kazanıyordu. Üstelik, Kurtuluş
Savaşı sırasında haberleşmenin gereği çok iyi anlaşılmıştı.
İşte böyle bir ortam içinde radyo ülkemizde yerini almakta
gecikmemiştir.
Siyasal iktidarın devrimlerin
halka benimsetilmesinde radyodan yararlanma çabaları İkinci
Dünya Savaşı yıllarına kadar sonuçsuz kalmışsa da 30’lu
yıllarda bu konuda oldukça önemli adımlar atılmıştır. Telsiz
telefonun (radyo) Türkiye’ye girişi aslında telsiz telgrafın
türevi biçiminde olmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında iletişim
gereksiniminin önemi daha iyi anlaşılmış ve bu alanda ülkede
büyük bir boşluk olduğu görülmüştür. Bu boşluğu öncelikle
telsiz telgrafla doldurmak; yurt içi ve yurt dışı iletişimi
kolaylaştırmak amacıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında girişimlerde
bulunulmuştur. Bu amaçla 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında
Kanun” adıyla bir yasa çıkarılmıştır. Bu yasa, Ankara’da
büyük bir telsiz istasyonu ile memlekette dahili bir telsiz
şebekesi tesisini öngörmekteydi. Cevdet Aslan’a göre Atatürk’ün
“ileri görüşteki müstesna dehası imdada yetişerek” olumlu
bir sonuca ulaşılmasını olanaklı kılmıştır. Yazar, Türkiye’nin
ilk radyocularından Hayreddin Bey’in (Hayreden) bir anısını
bize şöyle aktarmaktadır:
“Efendiler bakın propaganda
yapıyorlar”
“Kendisine bu teşebbüsten
bahsetmişler, ‘aleti getirsin de dinleyelim’ demiş. Bir
gün kendi yaptığım alıcıyı alıp Orman Çiftliği’ne götürdüm.
İstasyon ararken tesadüfen karşımıza Rus Radyosu çıktı.
Atatürk, Sofya’da ateşe iken az çok Rusça’ya kulağı doluydu.
Dinledi, dinledi, birden herkesi susturdu: ‘Efendiler, bakın
propaganda yapıyorlar’ dedi. Derhal istasyonun kurulmasını
emrettiler.” Bu anıdan Atatürk’ün radyo yayını yapılmasından
yana ağırlığını koyduğunu öğreniyoruz. Ayrıca Başbakan İsmet
Paşa ve İçişleri Bakanı Cemil Bey de radyo yayınlarının
başlatılmasından yana çıkmışlardır. Siyasal önderlerin radyonun
kurulmasından yana ağırlıklarını koymalarının nedenlerinden
birisinin de, bu iletişim aracından siyasal iktidarları
için yararlanma olanağını seçmiş olmalarıdır, diye düşünülebilir.
“Bir insanın, herhangi bir
yerde söylediği sözler orada kalır, etkisi o anlıktır ve
sınırlıdır. Ancak bu sözler radyo ile söylenirse, bütün
dünya işitebilir. Telgraf da düşüncelerin yayılmasında en
hızlı araçtır. Ancak söz, bir gramofon plağına geçerse,
özellik bir gazeteye, kitaba geçerse düşünce saptanmış olur.
Bütün dünyada okunur; bütün kuşaklara ulaşır” diyen Atatürk’ün
radyonun Türkiye’de hemen hemen dünyayla aynı dönemde yayına
başlamasında büyük katkıları olmuştur.
Türkiye Telsiz Telefon AŞ’nin
İstanbul’daki vericiyle yaptığı ilk deneme yayınlarından
birisi 1927 yılı Mart ayı başlarında yer almıştır. İstanbul
Büyük Postahanesi’nin kapısı üzerine yerleştirilen bir vericiden
halka müzik dinletilmiştir. Programlı ve düzenli yayınlara
geçilmesi ancak 1927 yılının Mayıs ayı başlarında mümkün
olmuştur. İstanbul Telsizinin düzenli yayınlara başladığı
günün kesin tarihi konusunda çeşitli gazeteler arasında
görüşbirliği yoktur. Cumhuriyet gazetesine göre “Türk Telsiz
Telefon Şirketi dün akşamdan (5 Mayıs) itibaren neşriyat
servislerine başlamıştır.” Akşam gazetesine göre ise ilk
düzenli yayın 6 Mayıs tarihinde gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet
gazetesinin haberinde sözü edilen yayının deneme niteliğinde
olduğu, asıl düzenli yayınlara birkaç gün içinde başlanacağı
belirtilmekte ise de, gerek Akşam gazetesinin haberinden,
gerekse 7 Mayıs 1927 tarihli İkdam gazetesinde görülen ilk
Telsiz Telefon programından hareket ederek, düzenle yayınlara
6 Mayıs tarihinde başlandığını kabul etmek doğru olacaktır.
Resmi kayıtlara göre Türkiye’de
ilk radyo yayını 6 Mayıs 1927’de başladı. Ancak, bundan
birkaç yıl önce 20 Mart 1923 tarihli Tevhid-i Efkar gazetesi
radyoculuk dünyasından şöyle bir haber sunuyordu: “Şehrimizde
telsiz telefon tecrübeleri... Berlin, Paris, Moskova’daki
konserleri İstanbul’dan dinleyebilecek miyiz? Darülmuallimin
muallimlerimizden Rüştü Bey (Uzel) bir aydan beri İstanbul
halkına dahi, Avrupa ve Amerika’da birden bire fevkalade
teemmün eden telsiz telefon hakkında bir fikir verebilmek
için tecrübeler yapmaktadır. Dün Darülmuallimin konferans
salonundan bir nutuk, ney ile çalınan bir zeybek şarkısı
terennümanı, Darülfünun’dan vazıh bir surette dinlenebilmiştir.
Mamaafih konser namesi arasında limanımızdaki sefainin telsiz
telgraf muhaberatı dahi karışmaktaydı...”
 |
Radyonun
eğitici işlevi konusunda daha 1927’de tarımın geliştirilmesi,
okullarda radyo aracılığıyla dersler verilmesi ve toplu
radyo dinleme merkezleri kurularak halkı eğitecek, onu toplumsal
sorunlarından haberli kılacak ve bilinçlendirecek nitelikteki
radyo yayıncılığının yapılması gibi öneriler bulunmaktadır.
Radyonun Atatürk devrimlerinin
yayılması ve benimsetilmesi amacıyla kullanılmasında dış
ülkelerdeki gelişmeler önayak olmuştur. Özellikle Sovyetler
Birliği’nde radyonun siyasal iktidarın elinde bir propaganda
ve eğitim aracı olarak etkili bir biçimde kullanılması örnek
alınarak bu yönde düzenlemelerin yapılması konusunda kamuoyu
oluşturulmuştur. Türkiye’de radyonun yaptığı (ya da yapamadığı)
ile başka ülkelerde radyodan yararlanmada gösterilen başarının
karşılaştırılması, 1934’lerde radyoya sihirli bir “öğretmen”
ve “terbiyeci” niteliklerinin atfedilmesine yol açmıştır.
Bu tutum, iktidarın ve aydınların üst yapı kurumlarındaki
kimi değişikliklerle toplum yapısını değiştirebileceklerine,
o günkü ve bugün de geçerli olan deyimle “çağdaş uygarlık
düzeyinin ötesine” geçirebileceklerine olan inançla da uyum
içindeydi. İncelenen dönemde, radyoya gereken önemin verildiği,
halk yığınlarını eğitme ve uyandırma yolunda radyodan fazlaca
yararlanılamadığı ortaya çıkmıştır.
Buna karşılık olanaklar ölçüsünde
Atatürk devrimlerinin yayılmasına ilişkin yayınlar yapılmıştır.
İstanbul Radyosu, 1927 Temmuzunda İstanbul’a savaş sonrası
ilk kez gelen Atatürk’ün karşılanışını naklen vermiş ve
halk temsilcileri önünde yaptığı konuşmayı da mikrofondan
yayınlamıştır. Ayrıca Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1928’de Büyük
Millet Meclisini açarken verdiği söylev, İstanbul Radyosu’nca
yayınlanmış ve Bayazıt, Kadıköy meydanlarına yerleştirilen
hoparlörlerle halkın konuşmayı dinlemesi sağlanmıştır.
1928 Kasımında yasallaşan
ve Atatürk’ün “Türk milletinin kolayca okuyup yazmasını
sağlayacak bir anahtar” diye sunduğu yeni yazıyı müjdeleyen
söylevi ilk olarak İstanbul Radyosu ile yayınlanmıştır.
Kamuoyu oluşturmak amacıyla, 1928 yılında yeni Türk harflerinin
kabul edilmesi radyolarımızda yankısını bulmuş, “Reisicumhur
Hazretlerinin emir ve arzuları üzerine tanzim olunan harfler
marşı” bütün ülkeye yayılmıştır. Türk dil ve tarih çalışmaları,
yerli malı ve tutum haftası dolayısıyla rejimin önde gelen
kişilerince yapılan konuşmalar, bayramlar ve olağanüstü
günlerde verilen söylevler de radyo aracılığıyla yayınlanmıştır.
Bununla birlikte bu dönemde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar
gibi siyasal iktidarın önde gelen yürütücülerinin her fırsatta
mikrofona çıktıkları yolunda bir izlenim yoktur. Ancak çeşitli
nedenlerle radyoda konuşma olanağını ele geçiren konuşmacıların
her fırsatta devlet ve parti büyüklerini yüceltici, övücü
sözlere yer verdiklerini söyleyebiliriz.
1930’lardan başlayarak siyasal
iktidarın, bir iletişim ve resmi ideolojiyi yayma aracı
olarak, radyoya daha çok ilgi duyduğu anlaşılmaktadır. Ne
var ki, bu ilginin programlar biçiminde nasıl somutlaştığına
ilişkin çok az yazılı metin vardır. Bu tür programlardan
biri, 1934-1936 yıllarında Ankara ve İstanbul Radyolarında
üniversiteden ve halkevinden naklen yayınlanan “İnkılap
Dersleri”dir. Bir tür anayasa dersleri de sayılabilecek
bu konuşmalar, rejimi meşru göstermek, başka ülkelerdeki
siyasal sistemlere olan üstünlüğünü belirlemek, izlenen
en son kültürel politikaların özgün olduğunu savunmayı amaçlamaktadır.
Radyonun devletleştirilmesi adımlarından biri de, Halkevleri
için yapılan yasal düzenlemeler olmuştur. Halkevlerinin
1931 yılından sonra hız kazanan devrim propagandasının bir
aracı olduğu gerçektir. Böylelikle devlet, resmi ideolojiyi
halka yaymak ve benimsetmek görevini verdiği Halkevlerini,
radyo alıcılarıyla donatmayı amaçlamaktadır. Devlet bu işlevinden
dolayı ilk kez radyoyu ciddi olarak ele almıştır.
Devletin radyoya ilişkin ikinci
önemli ve daha uzun soluklu girişimi radyoyu “Devletleştirme”
yolunda attığı adımdır. Güçlü bir verici istasyonuyla modern
bir radyoevinin kurulması için 1933 yılında çalışmalara
başlanmıştır. Radyo alıcılarının tüketiciye ucuza sağlanabilmesi
için devlet bir takım önlemler almıştır. Devletin radyoyu
da kapsayan bir başka önemli girişimi, 1 Haziran 1934’te
yürürlüğe giren Matbuat Umum Müdürlüğü Teşkilatına ve Vazifelerine
Dair Kanun’dur. Bu yasa, İçişleri Bakanlığına bağlı olarak
kurulması öngörülen söz konusu genel müdürlükle, kültürel
ve ideolojik alanı kontrol etmeyi amaçlıyordu. 2444 sayılı
yasanın, genel müdürlüğün görevlerini belirleyen birinci
maddesinin (B) fıkrası, “milli matbuatın, inkılap prensiplerine,
devlet siyasetine ve millet ihtiyaçlarına” uygun olmasını
sağlama görevini bu örgüte vermiştir. Programların düzenlenmesinde
devletin etkinliğinin artmış olması, kamu yaşamına ilişkin
çeşitli olaylara, radyo haberlerinde ve programlarda daha
fazla yer verilmesi sonucunu doğurmuştur. Türk Dil ve Tarih
çalışmaları, Artırım ve Yerli Malı haftaları, halkevlerinin
çalışmaları gibi konularda siyasal önderler ve bilim adamlarının
radyoda verdikleri “konferansların” eskiye oranla artmış
olduğu görülmektedir.
Devlet, radyoyu ülke düzeyinde
kültürel ve politik terbiye aracı olarak değerlendirmesine
karşın, bu araçtan ciddi ve etkin bir biçimde yararlanma
yoluna gidememiştir. Bunun nedenlerinin başında vericilerin
gücünün yetersiz olması, radyo alıcısı sayısının azlığı,
alıcıların fiyatlarının yüksek olması ve nüfusun çoğunluğunun
köylerde yaşadığı Türkiye’de elektrifikasyonun yetersizliği
gibi etkenler gelmektedir. Tüm bu yetersizliklere karşın
radyo, devrimlerin halka benimsetilmesinde eşsiz bir araç
olarak görülmüş ve olanaklar ölçüsünde bu araçtan yararlanılmıştır.
Kaynaklar:
1- Uygar Kocabaşoğlu, Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna
(1927-1964), Ankara Üniversitesi, SBF Yayınları, No:442,
Ankara, 1980.
2- Uygar Kocabaşoğlu, “1919-1938 Dönemi Basınına Toplu Bir
Bakış”, SBF Basın ve Yayın Yüksek Okulu Yıllık, C:6, S.VI,
Ankara, 1981.
3- Serpil Akıllıoğlu, AZİZ Aysel, ÇOLAKOĞLU Nuri, Dün’den
Bugün’e Radyo Televizyon, Ajans-Türk Matbaacılık, Ankara,
1990.
4- Cengiz İ. Taşer, Radyonun Organizasyonu ve Özerkliği,
TRT Basılı Yayınlar Müdürlüğü Yayınları:5, Kardeş Matbaası,
Ankara, 1969.
5- Hıfzı Topuz, 100 Soruda Türk Basın Tarihi, Gerçek Yayınevi,
Yelken Matbaası, İstanbul, Mart 1973.
| Araş.
Gör. A. Kadir Atik
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema
Bölümü |