Cumhuriyetin
sembolik kuruluşunda ritüeller ve TRT
Türk modernleşmesi genel olarak
bir ulus-kurma projesi olarak nitelendirilir. Bundan kasıt,
Cumhuriyetin kurucu elitlerinin oluşturmak istedikleri yeni
toplumsal düzenin gerçekleşmesinde özel önem atfettikleri
normlar ve değer yargılarının modern karakterinin, var olan
toplumsal yapıdan her alanda ciddi farklılıklar taşımasıdır.
Bu yazıda, söz konusu farklılıkların, yeni norm ve değerlerin
toplum tarafından benimsenmesi ve pekiştirilmesi yoluyla
ortadan kaldırılması sürecinde radyo ve televizyon yayıncılığının
katkısı özet olarak ele alınacaktır.
 |
Kültürel
değişim bağlamında Türk modernleşmesi, toplum mühendisliği
kavramından hareketle kültür mühendisliği olarak nitelendirilebilecek
bir yöntem izlemektir. Kültür mühendisliği, değişimden etkilenen
normative ve kültürel unsurlarla bu değişimi gerçekleştirmekte
kullanılan yöntem ve araçların nitelikleri bakımından kültür
devriminden farklıdır. Kültür mühendisliğinde yaygın olarak
kullanılan yöntemlerden biri geleneksel toplumlarda da görülen
ritüelleştirmelerdir. Modern toplumda kültürel ve sembolik
değerlerin seküler karakteri, ritüeller yoluyla sosyalleşme
sürecinin benimsenmesinde bir engel oluşturmaz. Aksine benimsenmesi
istenen değer ve normlarla ilintili olarak tavırları henüz
belirginlik kazanmamış kesimlerin getirilmeye çalışılan
yeni düzenin benimsenmesi açısından toplumsal yönlendirme
için etkin mekanizmalardır.
Lane’nin tanımladığı şekliyle
ritüeller, sembolizm yoluyla toplumsal ilişkilerin tanımlanıp
ifade edildiği stilize edilmiş tekrara dayalı toplumsal
eylemlerdir. Bu tanıma göre ritüellerin toplumsal önemi,
onların varolan toplumsal çelişkilerin üstesinden gelmek
ya da hiç olmazsa üstünü örtmektir. Bunun da ötesinde ritüelleştirme,
aralarındaki birlik ve bütünlüğü sağlamış olan toplumsal
seçkinlerin, örneğin modernleşme gibi genel amaçları başarıya
ulaştırmak gayesiyle hayata geçirdikleri güçlü ve esaslı
uygulamalardır. Ritüeller, ritüalistik eylemler ve sembollerde
ifadesini bulan ve benimsenmesi hedeflenen değerler üzerinde,
toplumsal oydaşmanın gerçekleşmesini sağlayacak olan değerlerin
belirginleşmesini sağlar. Ancak bu oydaşma, ritüelin toplumsal
yansımalarının herkes tarafından ve bütün boyutlarıyla uygulanması
gerektiği anlamına gelmez. Önemli olan, ritüele katılanların
ritüalize edilen şey neyse onun bazı noktaları hakkında
henüz kesin kanaatlere sahip olmamasıdır. Ayrıca beli bir
noktaya kadar, söz konusu değerin önemli olduğuna inanmaları
gerekir. Böylece ritüelin doğası, değerler hakkında varolan
uyuşmazlıklardan olduğu kadar, siyasal elitin herhangi bir
değer üzerinde oydaşma oluşması hakkında bir arzusu olmasını
da gerektirir.
 |
Ritüelleştirme
gereksinimi, Amerika Birleşik Devletleri ve eski Sovyetler
Birliği’nde olduğu gibi bütünleşmiş birlik coğrafi ya da
daha önemlisi geçmişten miras kalan toplumsal bölünmelerin
yaşandığı durumlarda ortaya çıkar. Çünkü bu koşullarda toplumsal
birliğin sağlanabilmesi için dinsel vurgusu olan bir ideolojiye
gereksinim vardır. Söz konusu ritüeller bu toplumların Lane’nin
‘kutsal dönemler’ diye adlandırdığı, toplumsal ve siyasal
düzenin kutsal bir nitelik kazandığı erken zamanlarında
yaratılırlar. Modern endüstri toplumlarında, temel değerlerin
uyumlaştırılmasının eğitim, sanat, propaganda ve kitle iletişim
araçları yoluyla sağlanabileceğinden emin olunamadığı durumlarda
ritüel, ilave bir yetke olarak devreye sokulur. Dolayısıyla
örneğin kutsal dönemlerin ulusal liderlerine veya ulusal
egemenliğin sembolü bayraklara kutsallık atfedilir. Ritüelleştirilen
şeyler, kültürel ve tarihsel arka planına olduğu kadar,
kültür mühendisliğinin amaç ve fonksiyonlarına bağlı olarak
bir toplumdan diğerine farklılıklar gösterir. Örneğin Fransa’da
cumhuriyetin görünmezliği ya da Almanya’da ‘devlet’ kavramının
soyutluğu buna örnektir. Eski Sovyetler Birliği’nde çocukların
Lenin’in portresi ve hayat hikayesi ile büyümesi gibi ABD’de
çocuklar Lincoln ve Washington’a öykünerek büyürler.
Kültür mühendisliği
politikalarına ihtiyaç duyuldu
Cumhuriyet Türkiyesi’nde ritüelleştirilmiş
sembol üretimi, Lane’nin önermeleriyle oldukça benzerlikler
taşımaktadır. Cumhuriyetin kurucu babaları, çok geçmeden
toplumsal değişimi konsolide etmek ve yeni siyasal sisteme
meşruiyet kazandırmak için kültür mühendisliği politikalarına
ihtiyaç olduğunun farkına vardılar. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin,
kendinden sonra gelen cumhuriyetçi elitler tarafından devleti
ve ulusu ile bölünmez bir bütün olarak ritüelleştirilmesi,
Alman ve Fransız modelinin bir karması olarak görülebilir.
Özendirilen değer oryantasyonu hem ‘kişisel’ hem de ‘ulusal’
düzlemde bir kendine güven geliştirilmesiydi: kişisel ve
toplumsal olarak zamanda yapılan kutsal bir yolculuk. Misyon,
halihazırda modernleşmiş elite öykünerek Avrupalılaşma bağlamında
‘medenileştirmek’ ve moderniteyi başarmak. Uygulamada ise,
vurgu daha çok ortak hedefleri başarmaya verilirken, bireysel
çıkarlar arka planda bırakılmıştır. İlköğretimde sabahları
okutulan ‘Andımız’ bunun iyi bir örneğidir. Çağdaş uygarlık
düzeyi bağlamında Atatürk’ün şahsında anlamını bulan değerler
manifestosu yeni meşruiyetin kaynağı olmuşlardır. Atatürk,
gerçek anlamda var olan tek kamusal kişidir. Ulusun Ata’sı
olarak, ‘Ulus’u, halkın önünde temsil eder; Meclisin yüklendiği
temsil işlevinden farklı olarak, kahraman Gazi-Ata milletin,
geçmişteki güç ve zaferinin, bugünkü bütünlüğünün, gelecekteki
modern ve medeni ulusun ayna-imgesidir.
Atatürk’ün halkla bir araya
geldiği görüntüler; örneğin yeni alfabeyi öğretirken, eşiyle
ülke içinde seyahat ederken, giyim kuşamı ve davranışlarıyla
bir bakıma var olmayanı, olan haline getirmenin bir temsiliydi.
Kamu temsil edilendi: ideal ve vizyon olarak temsil edilen
ulus. Öyle bir kamusallık ki, ortak kaygısı temsil edilen
dünyanın, yani çağdaş uygarlık düzeyinin anlatısı. Sıradan
kişiler kendilerini bu idealle özleştirdiklerinde hiç olmazsa
sembolik düzeyde yeni kamusallığa entegre olup onun bir
parçası olabilecekleri tasavvur edildi. Atatürk’ün ölümünden
sonra miras bıraktığı cumhuriyet ve onun temel ilkeleri
ismiyle özdeşleşerek ritüelleştirildi. Ölüm günü bütün ulusun
katıldığı ulusal yas günü haline geldi. Anıtkabir ziyaretleri
siyasi anlamları da olan cıvıl ve resmi devlet ritüeline
dönüştü. Cumhuriyetin kaderi, sembolik anlamını ulusal birliği,
ilerlemeyi, modernizmi ve medeniliği simgeleyen Atatürk’ün
mirasında bulmuştur.
Değerli olanı popüler
yaparken popüler olanın değerine de vurgu vardır
Bu noktada modernitenin rasyonellik
iddiası ile ritüel arasında bir çelişki göze çarpmaktadır.
Ritüeller duygusal oryantasyona daha yakın olduğundan kişinin
aklından daha çok içgüdülerine hitap eder. Bu noktada aydınlanmacı
gücünü kısmen yitirdiği ileri sürülebilir. Burada gözden
uzak tutulmaması gereken nokta, kültür mühendisliğinin temel
amacının, belirli bir süre için bile olsa ulusun sembolik
entegrasyonunun sağlanmasıdır. Bu nedenle, her ne kadar
bireysel değerler bu yeni birlikteliğin gerçekleşmesi adına
arka plana atılmış gibi görünse de, kültürel transformasyon
koşullarında buradaki ritüeller belirli bir noktaya kadar
hala aydınlanmacı ve ilerlemeci olarak algılanabilmektedirler.
Böylesi bir algıya göre rasyonellik, Cumhuriyetin daha rasyonel
bir toplum ve daha üstün toplumsal varoluşu gerçekleştirme
vizyonu, bireyin aydınlanması nihai amacında kendini belli
eder.
 |
Demokrasiye
geçiş kültürel değişimin konsolidasyonu noktasında önemli
bir aşamadır. Demokrasi varolan değerlerle olması arzu edilen
değerler arasındaki uzlaşmayı bir yandan yeni değer ve normlara
bağlı ama aynı zamanda halka hesap da verme durumunda olan
siyasal seçkinler vasıtasıyla gerçekleştirir. Siyasal seçkinler,
sembollerin üretildiği sistem ile kamusal iletişim sisteminin
popüler talepleri hesaba katmasında aracı rol oynarlar.
Başka bir deyişle bir yandan değerli olanı popüler yapmaya
çalışırken öte yandan popüler olanın değerine de vurgu yapar.
Cumhuriyetçi dayanışma özellikle
cumhuriyetin ilk yıllarında kutlanan bazı özel gün ve haftalarla
da ‘örneğin tarımsal üretimi arttırma haftası’, ‘yerli mallar
haftası’ gibi programlarla çalışkanlık ve tutumluluk erdemlerini
benimsetmek yoluyla işlevsel dayanışmayı sağlamayı amaçlamıştır.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Gençlik ve Spor Bayramı,
30 Ağustos Zafer Bayramı gibi cumhuriyetin özel günlerin
cumhuriyetin değerlerinin zaman mekan algısını hem öz hem
de biçimsel olarak yansıtır. Çocuklar ve gençler, devlet
adamlarının önünden resmi geçit yaparken, Atatürk’ün portresi
ve Bayrak ulusal birliğin ve yeni değerlerin en üst sembolik
temsilidirler. Bu özel kutlama günlerinin kendileri bile
bir bakıma Cumhuriyetin bugünkü nesiller yanında hatta belki
daha da fazla gelecek kuşaklar tarafından benimsenip taşınması
ve böylece cumhuriyetin geleceği genç kuşaklara emanet edilerek
onlarda oluşturulacak böylesi bir bilinçle zaman içinde
devamlılığı amaçlanmıştır.
Modernleştirmeci seçkinlerin
elinde radyo, iç çelişkilerinden arındırılmış bir toplum
modeli vizyonunun gerçekleştirilmesi için uygun bir araçtır.
Yeni değer ve normlar etrafında oluşturulan toplumsal birlik
anlayışı ön plana çıkarılırken, tartışmalı toplumsal ve
siyasal konuların üzeri örtülür. Kutlamaların radyodan yayınlayarak
daha geniş kitlelerde yeni kollektiviteye aidiyet duygusu
yaratmak, var olan duyguları da pekiştirilmek amaçlanmıştır.
Kamusal yayıncılık bir yandan cumhuriyetin temel ilkelerinin
özendirilmesinin siyasal müdahalelere gerek duyulmadan başarılabilmesinin
bir yöntemi olarak kabul görmüştür. 1961 Anayasasının 26.
ve 121. maddeleri yayıncılığın ‘oluşturucu’ ve ‘eleştirel’
işlevlerini ‘görev’ ve ’hak’ olarak düzenlemiştir. Bununla
yayıncılığın kültürel işlevi siyasal işlevinin önünde tutulmuştur.
Türkiye Radyo ve Televizyonları, sembolik değerleri üretmek
ve dağıtımını gerçekleştirmekle yükümlüdür. Gerçekten de
1970’lerde TRT televizyonu yukarıda sözü edilen özel gün
ve kutlamalara oldukça geniş yer ayırmıştır. Bu programlarda
göze çarpan, seküler, cumhuriyetçi değerlere vurgu yapan
sivil ya da resmi törenlerin, ulusal spor karşılaşmalarının
ritüelleşmesidir.
 |
TRT’nin
kurumsal şahsiyetinde başarılmak istenen toplumun modern
imgesi ile uyum halinde bir kültürel kimliğin üretimini
ve yeniden-üretimini sağlayacak bir kültür endüstrisi oluşturma
çabasıdır. Dolayısıyla kamu hizmeti yayıncısı olarak TRT,
enerjisinin büyükçe bir kısmı cumhuriyetin temel ilkelerinde
ifadesini bulan idealize edilmiş bir ‘Türk Ulusu’ vizyonunun
gerçekleştirilmesine adanmıştır. Buradaki idealize edilmiş
kavramı sürekli bir oluşturma ve yeniden-oluşturma edimini
içerdiğinden, TRT’nin bu temel işlevini ritual-sembolik
anlamda ‘ulus- kurma’ vatandaş-oluşturma olarak nitelemek
doğru olacaktır.
| Yrd.
Doç. Dr. Hikmet Kırık
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema
Bölümü |