Mustafa
Kemal Atatürk’ün hayatının her anında verdiği kararlar
ve yaptıkları günümüz Türkiye’sinde kılavuz olmuş, hayatının
her kademesindeki çalışmaları Türk gençliğine ışık olmuştur.
Bu vesileyle Atatürk’ün spor merakı çocukluğundan başlasa
da, genç Türkiye’de spor çalışmalarına yön verdiği yadsınamaz.
Atatürk'ün sporla ilgisi çocukluğunda arkadaşlarıyla sık
sık güreşmesiyle başlar.
“Türk
sosyal bünyesinde spor düzenlemekle vazifeli olanlar,
Türk çocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken
sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle
spor yapamazlar. Esas olan bütün yaşamla Türkler için
beden eğitimi ve terbiyesini sağlamaktır.”
Mustafa Kemal Atatürk
 |
Atatürk’ün
spora merakı çocukluk yıllarından başlamaktadır ama, spor
konusundaki ilk icraatları da çok genç yaşlarda kendini
göstermiştir. Örneğin 1915 yılında, "Osmanlı Genç
Dernekleri Genel Müfettişliği"ne atanmasından kısa
süre sonra hazırladığı raporu hükümete sunmuş ve bu raporda
okullardaki jimnastik saatlerinin arttırılmasını teklif
etmektedir.
Sporun
vatanî bir amaç olduğu inancını, Çanakkale Savaşı sırasında
yaşadığı bir olaydaki sözlerinden de çıkarabiliyoruz:
Keşif görevine çıkan bir Türk askeri, yakaladığı İngiliz
askerini gırtlağından tutup Mustafa Kemal Atatürk’ün karşısına
getirir. Atatürk, İngiliz askerine, memleketinden kalkıp
buralara niçin geldiğini sorduğunda, "Spor için"
cevabını alır. Mustafa Kemal Atatürk: "Bizim neferi
nasıl buldun?" diye sorar. Esir asker, "Spor
bilmiyor" diye cevaplar. Bunun üzerine Atatürk, "Bana
‘spor nedir?’ diye sorarlarsa vereceğim cevap şudur: Spor,
vatan ve milletin yüksek menfaatlerine tecavüz edenleri
gırtlağından yakalayıp memleket ve millet hadimlerinin
huzuruna getirebilmek kabiyeti maddiyesi ve maneviyesidir"
demiştir.
Atatürk’ün,
sporu hobiden ziyade milli bir amaç olarak görmekte olduğunu
sözlerinden de anlıyoruz:
“Açık
ve kati söyleyeyim ki, sporda muvaffak olmak için her
türlü muavenetten ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti
ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalben muhabbet ve
onu vatani vazife telakki eylemek lazımdır."
Fenerbahçe
sevgisi
Milli
Mücadele’yi başlatma kararını gerçekleştirmeden önce Fenerbahçe
Kulübü'nü 3 Mayıs 1918 günü ziyaret etti. Amacı, Kurtuluş
Savaşı sırasında Anadolu'ya sevk edilecek silahların,
kulübün arkasındaki Kurbağlıdere vasıtasıyla kaçırılışını
planlamaktı. Silahların kaçırılış yolunu izlemek için,
kulüpten tekneyle ayrıldı. Daha sonra da Samsun'a gidip
Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Sağlığında Fenerbahçe Spor
Kulübü’ne olan özel ilgisinin temellerini bu günde aramak
lazımdır.
Atatürk’ün
emriyle 18 Temmuz 1920 günü, Muhafız Takımı kuruldu. Birliğin
başındaki Mülazım İsmail Hakkı Bey’in spora olan büyük
merakı, Atatürk’ün de bu konudaki olumlu görüşleriyle
birleşince, Muhafız Alayı adını alan birlik, 1 Haziran
1923 günü Muhafızgücü adını almıştır.
Muhafızgücü,
Atatürk zamanında, spor alanlarındaki büyük başarılarıyla
dikkati çekmeye başlamış, futbol, atletizm, binicilik,
bisiklet, polo gibi spor dallarında büyük başarılar göstermiş,
pek çok şampiyonluklar kazanmıştır. Ayrıca bünyesinde
birçok ünlü asker sporcu da yetiştirmiştir. Milli takımlarımıza
kadar yükselen bu sporcular arasında, askerlik alanında
da en yüksek rütbelere erişmiş bulunanlar mevcuttur.
Cumhuriyetin
ilanından önce bile sporun geleceği üzerine hedefler koyan
Atatürk, İsmet İnönü’ye verdiği destek ve duyduğu güvenle
Lozan’dan başarıyla çıkmasını sağlamıştı. Türkiye’nin
bir zaferi de Lozan’da uygulanan Olimpiyat ambargosunun
kaldırılmasıydı.
Cumhuriyetin
ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında
Genç Türkiye’nin Atatürk’ünün spora verdiği önemi hükümet
programından da anlamaktayız.
18
Ağustos 1923 tarihli hükümet programında bu konuda şu
satırların yer aldığı dikkati çeker:
"...Maarifin
terbiyevî vazifelerinden birincisi, çocukların terbiye
ve talimi, ikincisi terbiye ve talibi, üçüncüsü milli
güzidelerin yetiştirilmesi için lâzım gelen vasıtaların
izhar ve teminidir. Çocukların terbiye ve talimi bittabil
mektepler vasıtasıyla temin edilecek ve mekteplerin asrî
tekemmulâta mazhar olabilmeleri için muallimlerin daha
iyi yetiştirilmesine ve tatil zamanında açılacak derslerle
tevsi-i malûmat etmelerine, binaların ıslahına, alat-ı
dersiyenin ikmaline çalışılacaktır. Halkın talim ve terbiyesi
için gece dersleri ve çırak mektepleri tahsis olunacak,
halk lisanı ile halkın ihtiyacına muvafık millî güzidelerin
yetiştirilmesi için istidat ve kabiliyeti tebarüz eden
ve ailesinin kudret-i maliyesi müsaid olmayan gençler
orta ve yüksek mekteplerde suret-i mahsusada himaye ve
muavenete mazhar olacakları gibi ihtisas peyda etmeleri
için Avrupa'daki irfan mekteplerine gönderileceklerdir.
Muhtelif şuabat-ı ilmiye ferdin bedenî ve fikri kabiliyetleri
gibi ahlâkî ve içtimaî kabiliyetleri de inkişaf ettirilecektir.
Bu maksada vusul için bir Terbiye-i Bedeniyye Darülmualilmini
açılacak, izcilik teşkilatına ehemmiyet-i mahsusa verilecek,
programlar ile mektepler teşkilatı tedricen içtimai esasata
tevcih olunacaktır..."
Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı
Nitekim,
hükümet programında bahsi geçen "Terbiye-i Bedeniyye
Darülmualilmini" çok geçmeden kurulup "Gazi
Terbiye Enstitüsü" adı altında Ankara'da hizmete
girmişti. Atatürk, Türk sporunun ilk öğreticilerinin yetiştirilmesi
konusunda da acele etmişti. Beden eğitimi öğretmeni yetiştirecek
okul tesis edilmeden önce Çapa Muallim Mektebi'nde bir
kurs açılmış ve bunun başına da Avrupa'da beden eğitimi
öğrenimi yapmış bulunan Selim Sırrı Bey (Tarcan) getirilmişti.
Bu arada bayan beden eğitimi öğretmeni yetiştirmek üzere
de İsveç'ten iki bayan öğretim üyesi getirtilmiş, bunlar
da Çapa Muallim Mektebi'ndeki özel kurslarda görev alarak
kız öğrencileri yetiştirmişlerdi.
"Türkiye
İdman Cemiyetleri İttifakı", Türk sporunun ilk resmi
örgütü olarak faaliyete geçmişti. Bu örgütün durumu Bakanlar
Kurulu'nun 16 Ocak 1924 tarihli toplantısında ele alındı.
Ali Sami Bey (Yen) tarafından örgüt adına verilen dilekçe
üzerinde görüşmelerde bulunan Atatürk başkanlığındaki
Bakanlar Kurulu, 170 sayılı kararıyla Türkiye İdman Cemiyetleri
İttifakı'nı "Türk gençliğinin terakki ve tealisine
hadim ve kayd-ı menfaatten tamamen azade olduğu ve her
memlekette İdman Cemiyetleri'nin bu surette telakki edilerek
her türlü himayeye mazhar bulundukları cihetle" kaydı
ile "menafii umumiyeye hadim cemiyet (kamu yararı
dernek)" kabul edilmişti. Bu kararla Türkiye'de devlet
ilk kez spora ve sporcuya yardım eli uzatmış oluyordu.
Böylece
Başvekil İsmet Paşa'nın kısa bir süre önce Türkiye İdman
Cemiyetleri İttifakı Reisi Ali Sami Bey'e: "Hükümete
güvenin, bütçeye spor için tahsisat konulacaktır."
şeklinde verdiği sözün ilk bölümü de yerine getirilmiş
oluyordu.
Atletizm
Federasyonu, 13 Nisan'da bu cemiyete dahil olarak faaliyete
geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı.
Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor'un
yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi. Türk atletizm
tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül
1924'de Eskişehir'de yapıldı.
 |
Türk
sporunun iki büyük örgütünün "Türkiye İdman Cemiyetleri
İttifakı" ile "Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi"nin
başında bulunan iki spor adamı İttifak Başkanı Ali Sami
(Yen) ile Komite Genel Sekreteri ve Uluslararası Olimpiyat
Komitesi'nin Türkiye Temsilcisi Selim Sırrı (Tarcan) bir
araya gelip Türkiye'nin 1924 Paris Olimpiyat Oyunları'na
katılmasının gerektiğine karar verdikleri zaman Türkiye
Cumhuriyeti henüz ilk aylarını yaşıyordu. Avrupa'nın en
güçlü devletlerine karşı yaptığı savaştan yeni çıkmış
muzaffer Türkiye'nin spor dünyasının bu en büyük gösterisine
katılmasında yalnız sportif açıdan değil, politik bakımından
da büyük yarar olacağı muhakkaktı.
İttifak ve Komite böylesine bir masrafı karşılayabilecek
parasal güce sahip değildi. Bu konuda hükümetten yardım
istenmesine karar verdiler. Genç Türkiye Cumhuriyeti de
parasal yönden ciddi bir sıkıntı içindeydi. Böyle olmasına
rağmen Atatürk'ün emir ve direktifleriyle Türk sporu için
bu yardım yapıldı. Yine aynı tarihi (16 Ocak 1924) taşıyan
Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile, 1924 Olimpiyat Oyunları
hazırlıkları için ve "şimdilik" kaydıyla 17
bin lira Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı Merkez-i Umumisi
emrine verildi ( o dönemde bir altının 10 lira olduğunu
belirtmekte yarar var). Bu kararnamenin altında Bakanlar
Kurulu üyeleriyle birlikte Cumhurbaşkanı olarak da Gazi
Mustafa Kemal'in imzası bulunuyordu.
Böylece genç Türkiye Cumhuriyeti, 1924 Paris Olimpiyat
Oyunları ile dünyanın bu en büyük spor organizasyonunda
ilk kez temsil edilmiş oldu. Türk sporcuları atletizm,
bisiklet, eskrim, futbol, güreş ve halter dallarında dünyanın
en seçkin sporcularıyla yarışmak ve dünya sporunu yakından
görüp tanımak imkan ve fırsatını buldular.
Berlin’de sporcularımız önemli bir varlık gösteremediler
ama bu Atatürk’ün onların spor görgülerini arttırmak için
bir fırsat olduğunu görmesine engel olmadı. Olimpiyata
katılan sporcuların Avrupa’da dolaşıp görgülerini arttırma
imkanı sağlandı. Yurda dönüşlerinde olimpiyat oyunlarında
kazanmışlarcasına itibar gördüler. Olimpiyatlar Atatürk’ün
gözünde çok önemliydi Berlin Olimpiyatları'nda Dünya Birinciliğini
kazanan hafif sıklet güreşçimiz Yaşar'ın başarı haberinin
yarattığı hava yanındakilerden Cevat Abbas'a göre, Atatürk
için en coşkun sevinçli gecelerden biriydi.
1924 yılı bütçesine, Atatürk'ün talimatıyla spor için
50.000 TL ödenek konulmuştur. Yine 1924 yılında yayınlanan
Köy Yasası’nda, köylerde "nişan alma, cirit, güreş"
gibi köy oyunlarını özendirici hükümlere yer verilmiştir.
Türk gençlerinin eğitimleri için yurt dışına tahsile devlet
tarafından gönderilmesine karar verildiğinde, beden eğitimi
dalı da bunların arasında vardı.
Hipodromda at yarışı
Atatürk'ün Hipodroma gelerek at yarışlarını izlemesi ülkemizde
yarışçılığın gelişmesine büyük katkılar sağladı. Ünlü
İtalyan mimarı Viotti Violli tarafından yapılan modern
"Ankara Hipodromu" da Atatürk'ün emir ve direktifleriyle
inşa edilmişti.
Türkiye'de atçılığı ve yarışçılığı teşvik amacıyla kurulan
"Yarış Islah Encümeni" de Atatürk'ün büyük desteğini
görmüştü. Bu encümenin ricası üzerine adına bir "Gazi
Koşusu" nun yapılmasına severek izin verdi (1926).
Böylece Türk yarışçılık dünyasının en önemli klasik koşusu
halini almış bulunan "Gazi Koşusu" 1927 yılından
bu yana Türk yarışçılığına renk katmaya başladı.
Yarış dünyamızın en büyük klasiği olan Gazi Koşusu'nun
armağanı, Atatürk'ün at üzerindeki gümüş heykelidir. Ünlü
heykeltıraş Şadi Çalık'ın eseri olan bu heykel 1970 yılından
beri "Gazi Koşusu" galiplerine verilmektedir.
Atatürk adına ölümünden sonra yapılan yarışmalar İstanbul
Üniversitesi'nin Beyazıt'taki merkez binasının bahçesine
dikilecek Atatürk Anıtı'na bir katkıda bulunmak üzere
Milli Türk Talebe Birliği'nin de önayak oluşuyla İstanbul'un
en güçlü beş takımı olan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş,
Adalet ve Vefa arasında bir turnuva düzenlenmişti. Hasılatı
bu anıtın hazırlanmasına bırakılan bu turnuvanın armağanı
olarak da anıtın dev bir maketi ortaya konulmuştu.
1955 yılı Mayıs ayında yapılan "Atatürk Kupası"
maçları olağanüstü bir ilgi uyandırdı. 7, 8, 14, 15, 18
ve 19 Mayıs günleri İnönü Stadı'nı tamamen dolduran büyük
seyirci kalabalığı önünde yapılan maçlarda şu sonuçlar
alındı:
Adalet - Vefa 4-1
Beşiktaş - Galatasaray 1-0
Fenerbahçe - Vefa 3-2
Adalet - Beşiktaş 2-0
Fenerbahçe - Adalet 1-0
Galatasaray - Vefa 2-2
Galatasaray - Fenerbahçe 3-2
Beşiktaş - Vefa 5-2
Adalet - Galatasaray 3-1
Fenerbahçe - Beşiktaş 4-4
Bu maçlar sonunda Adalet takımı birinci, Fenerbahçe ikinci
oldu... Adalet takımı tarihe karışmış bulunmaktadır. Bu
anlamlı anıt maketi ise Adalet Fabrikasının şeref köşesinde
yer almaktadır. Futbolda Atatürk'ün
adına üçüncü kupa 1964 yılında düzenlendi. Cumhuriyet
Halk Partisi tarafından, Türkiye Ligi şampiyonu ile Türkiye
Kupası sahibinin oynayacakları maçın galibine verilmek
üzere bir "Atatürk Kupası" ortaya konuldu. Bu
anlamlı kupa, beş yıl içinde en fazla kazanan takımın
olacaktı.
1963-1964 sezonunun Türkiye Ligi şampiyonu Fenerbahçe
ile Türkiye kupası galibi Galatasaray, 2 Temmuz 1964 gecesi
İstanbul İnönü Stadı'nda karşı karşıya geldiler. 29.933
seyircinin izlediği bu önemli ve anlamlı maçı Romen hakem
Mihailescu yönetti . Galatasaray ilk yarıyı Metin Oktay'ın
attığı golle 1-0 önde kapadı. İkinci yarıda çok güzel
ve üstün bir oyun çıkaran Fenerbahçe , ikisi Ogün'ün ve
biri Şeref 'in golleriyle ezeli rakibini 3-1 yenerek "Atatürk
Kupası"nı kazandı. Maçın en ilginç yanlarından biri,
Fenerbahçe'ye "Atatürk Kupası"nı kazandıran
gollerden ikisini Atatürk'ün hayata gözlerini yumduğu
10 Kasım 1938 günü dünyaya gelen Ogün Altıparmak'ın atmış
olmasıydı. Fenerbahçe ve Türk Milli Futbol Takımının bu
gözde oyuncusunu, Büyük Atatürk'ün öldüğü gün doğduğu
için babası, o günün anısına hürmeten oğluna Ogün adını
vermişti. Fenerbahçeli Ogün Altıparmak maçtan sonra gazetecilere:
" Hayatımı yaşadım bu gece!" demekle duyduğu
tarifsiz mutluluğu dile getirmişti.
|
Araş.Gör.
Ersin Turan
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü
|