Yüreklerimizde korkuya yer yok!

     Toplumsal değişim ve dinamikler görmezden gelinemez bir gerçekliği günyüzüne çıkardı. Gerek bireysel, gerek toplumsal açıdan yaptıklarınızla anlamlılık ve gereklilik taşımak zorundasınızdır. “Ben öyle istedim”, “canım istedi yaptım” demek hiç de kolay değil. Kolay olmamasının birincil nedeni yalnızlıktır. Bir şeylere karşın kararlılık göstermek ve eyleme geçmek bu anlamda bir cesaret işidir. Bu cesareti gösterebilmeniz için de yalnızlığı kaldıracak kadar güçlü ve vazgeçilmez olmanız gerekir. Öte yandan bir diğer gerçeklik de yaptığınız işi yalnız yapabilme yetisini, gücünü taşımak da ayrıca belirtilmesi gereken özelliklerdir. Bu bağlamda yeryüzünde bireysel, kurumsal, toplumsal, örgütsel her türlü eylemlilik bir kabul süzgecinden geçmek zorundadır. Özellikle gerçekleştirilen eylem, 21. yüzyılda giderek ağırlığını ve önemini hissettiren “insan”a dönük sonuçlar doğuruyorsa, sorumluluk çok daha fazladır. Örneğin ürettiğiniz bir çikolatanın kimyasal bileşimindeki her atomdan siz sorumlusunuz. Eğer bu bileşimin içinde insan sağlığını tehdit eden bir unsur varsa, çok ciddi yaptırımlarla karşı karşıya gelmeniz büyük muhtemeldir. Her ne kadar yeryüzünde işlerin böyle akmadığı yönünde savlar ileri sürülse de, değişim ve dönüşüm bu yöndedir. Kuşkusuz son zamanlarda çok önemli örnekler yaşanıyor. ABD’nin Irak’a müdahalesi çok ciddi örneklerden birisidir. Bu süreçte örneğin Türkiye’nin desteği konusundaki tartışmalarda anımsanmalıdır ki “uluslararası meşruiyet” önemli bir yer tutmuştur. Yine ABD’nin müdahalesinin en önemli gerekçesi “kitle imha silahları” üzerine kurgulanmıştır. Uluslararası meşruiyetin kaynakları sorgulandığında hukuksal zeminin dışında hak, özgürlük, hakkaniyet gibi birçok kavramı sıralamak olasıdır. Ancak bu kavramlar arasında en önemli unsur unutulmamalıdır ki “insan”dır. İnsan değerlerini, yaşamını, düşüncesini, sağlığını etkileyen her öğe 21. yüzyılın dünyasında sorgulanmaya mahkumdur. Dünya devi ve süperi olsanız da, bütün bilgi, enformasyon süreçlerini denetim altında tutsanız da, insana dönük her işleminiz öyle ya da böyle denetim dışı birimler tarafından gündeme getirilecektir. Artık yeryüzünde hiçbir şey “sır” olma özelliğini koruma yetisine sahip değildir. Nitekim sansürün, sınırlamaların, engellemelerin hiçbiri mutlak başarıya ulaşamamıştır. Enformasyonun ve bilginin izolasyonu bugünün dünyasında neredeyse olanaksızdır. Kuşkusuz bu sızıntı zaman zaman çok zayıf kalarak, kesilme riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Sır, giz, saklama kimin gereksinimidir diye de ayrıca sorgulanmalıdır. Güzelliğin, iyiliğin, doğrunun, dürüstlüğün, mutluluğun gizlenmesi, saklanması diye bir şey sözkonusu mudur! Dolayısıyla gizin arkasında, saklananın arasında bir suç psikolojisinin yattığını da vurgulamak gerekir.

     Siyasal rejimler, siyasal yapılarda da belli ölçülerde bu gerçeği öne çıkarmak mümkündür. Yönetimlerin biçimlerine, içeriğine bakarak içinde barındırdığı kötülüklerin ve olumsuzlukların oranını belirleyebilirsiniz. Gizlenmesi, saklanması gerekenler çoğaldıkça baskıya, korkuya dayalı bir anlayışın giderek arttığını gözlemleyebilirsiniz. Daha da ötesi şiddetin bu gibi durumlarda en önemli silah olarak gündeme geldiği görülmüştür. Tarih bu gerçeklerin sıkça örnekleriyle doludur.

     İşte bu gerçekler bugün 80. yılını kutladığımız Cumhuriyet’in erdemlerini bir kez daha bizlere anımsatmaktadır. Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti “...erdemli ahlaka dayalı bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve korkutmaya dayalı bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve dürüst insanlar yetiştirir.” diyerek tanımlamıştır. İnsana yaraşır, insanı insan eden değerler bütünüdür Cumhuriyet. İnsana yaraşmayan, yakışmayan her türlü kötülüğün, çirkinliğin karşıtıdır Cumhuriyet. Onun içindir ki, 21. yüzyılın çağdaş yönetim biçimidir Cumhuriyet. Biz bu onuru 80 yıl önce kazandık. İnsanı yücelten, gözeten ve bütün değerleriyle her şeyin üstünde gören algılayan bir yönetim biçimini benimsedik. Gizleyeceğimiz, saklayacağımız hiçbir kötülüğümüz yok. Yüreklerimizde korku yaratma adına atılan her adım boşunadır. Erdemler üzerine anıtlaşmış bir sistemin üzerinde gölge yaratacak hiçbir güç yoktur. Biz bu çemberi saltanatı 1922’de kaldırarak kırdık. Aydınlanma ve uygarlık yolunda atılan her adımda bu düzenin, anlayışın insana dönük yüzünün bir ifadesidir. Yeryüzünde örneği var mıdır, bu aydınlanma mücadelesinin! Devrimler bu gerçeğin altını çok açık ve yalın biçimde çizmiştir. Yeryüzünün 1945 sonrası algıladığı gerçeği biz çok önceden yaşama geçirdik.

     İnsana dair tüm güzelliklerin yaşam kaynağı Cumhuriyetimizle daha nice 80 yıllara...

Prof. Dr. Suat Gezgin
İ.Ü. İletişim Fakültesi Dekanı


 
   

---------------------------------------------------------------------------
Webmaster : webboyut@istanbul.edu.tr
Sık Kullanılanlara Ekle

Sayfamiz 1024*768 Çözünürlükte Hazırlanmıştır.
4.Boyut Design © Copyright 2003

---------------------------------------------------------------------------
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm Hakları Saklıdır.
Kaptanı Derya İbrahim Paşa Sokak 34452 Beyazit / İstanbul
Tel: 0212 512 52 57 (159) Faks: 0212 511 35 02