Laiklik
ilkesi ile ümmetçilikten ulusçuluğa
İnkılaplar içinde laikliğin
özel bir yeri vardır. Bu inkılapla Türk ulusu ümmetçilikten
vazgeçmiş, ulusçuluğa yönelmiştir. Ayrıca din sömürüsü yasaklanarak
bu kutsal değer vicdanlara bırakılmıştır. Bunlardan başka
laiklik ilkesi ile, emperyalist devletlere dinsel ayrılıklardan
yararlanma yolu kapatılmak istenmiştir. Laiklik sayesinde
dinsel açıdan baskı ortadan kalkmış ve insan kişiliğine
saygı yerleştirilmek istenmiştir. Yine laiklik ilkesiyle
yurdumuzda hukuk birliği sağlanmış ve yargı önünde bütün
yurttaşlar eşit sayılmıştır.
“Din ve mezhep herkesin
vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi,
ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir.
Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”
M. Kemal Atatürk
Yunanca laikos, Latince
laicus sözcükleri, halktan olan ya da din işleri ile uğraşan
topluluğun dışında olan kimseler için kullanılırken zamanla
anlam değiştirmiştir. Günümüzde geniş anlamıyla din ile
devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına laiklik denilmektedir.
Cumhuriyet döneminde kabul edilen laiklik anlayışına göre
devletin siyasal, sosyal ve ekonomik düzeni din esasına
göre örgütlenemez.
 |
Laiklik
ilkesi, Türk devletinin diğer ilke ve esaslarını bütünleyerek
güçlendirir. Atatürk devlet yönetiminde bütün kanun ve düzenlemelerin
din kurallarına göre değil, bilimsel esaslara ve en ileri
teknolojiye, yurt ve dünya gereksinimlerine göre düzenlenmesini
ve uygulanmasını öngörmektedir. Böylece bilimsel esaslar
ve modern teknoloji, yaygın ve etkili bir biçimde kullanılarak,
Türk toplumundaki bütün kuruluşların çağın gereklerine uygun
olarak değişip gelişmesini sağlamaktadır. Ayrıca Atatürk’ün
laiklik anlayışı, dine akılcı yoldan yaklaşmayı öngörmektedir.
Atatürkçülükte ifade edilen laikliği dinsizlik anlamında
algılamak ve tanımlamak son derece yanlıştır. Laiklik dinin
hakkını dine, devletin hakkını devlete vermekte ve böylece
din ile devleti kesin olarak birbirinden ayırmaktadır. Temelde
tutucu, gerici olmayan dini etkinliklerin çıkarcı, gerçek
dini bilmeyen kimselerin elinde olan ve Türk milletinin
büyük çoğunluğunu cahil bırakan inançlar karmaşıklığını
yok etmek laikliğin temel amaçları arasında yer almaktadır.
Atatürk laiklik ilkesini siyasal
olduğu kadar toplumsal bir yaklaşım olarak da benimsiyordu.
Amaç, hukuk, eğitim, kültür alanlarını dinsel dogmaların
denetiminden kurtarmaktı. Aslında Atatürk ve arkadaşları,
doğrudan doğruya din düşmanı değildiler. Ancak iktidarın
kaynağını değiştirdikleri zaman, din adamları bundan çok
tedirgin oldular. Oysa Atatürk’ün yaptığı, din adamlarının
siyasal, toplumsal ve kültürel etkinliklerini azaltmaktı.
Atatürk dönemindeki hükümetler, dine karşı doğrudan tavır
almak yerine, yararlanabilecekleri ölçüde, dinden ve din
adamlarından yararlanmışlar, ancak kendi devrimlerini tehlikeye
düşürecek durumlarda, dine doğrudan doğruya müdahale etmişlerdir.
Atatürk’ün “biz ilhamlarımızı
gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış
bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt,
bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletlerin
tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından
çıkardığımız neticelerdir” sözleri laikliğin dayandığı temelleri
göstermektedir.
Laiklik Türk inkılabının
temel ilkelerindendir
Laiklik ilkesi, deyim olarak
Türk inkılabının ilk yıllarında hemen ortaya atılmamıştır.
Bunu yapmak o dönemde mümkün de değildi. Önce laik devlet
ve toplum anlayışının doğal bir sonucu olan köklü değişiklikler,
gerçekçi bir yaklaşımla ve şartlar olgunlaştıkça adım adım
gerçekleştirilmiş; devlet hayatında, siyasi yapıda, hukukta,
eğitimde ve toplumsal yaşamda laik anlayış fiilen hayata
geçirilmiş; daha sonra laiklik deyimi Türk inkılabının temel
ilkelerinden biri olarak ilan edilmiştir.
 |
Laikliğe
bağlı olarak birçok çağdaş kararlar alınmıştır. 1924’te
halifelik kaldırılmış ve ancak Anayasa’da “devletin dini
İslam dinidir” tümcesi bırakılmıştır. 1928’de Anayasa’daki
bu tümce de kaldırılmıştır. 1937’de Türkiye Cumhuriyeti’nin
laik bir devlet olduğu Anayasa’da belirtilmiştir. Atatürk
laikliğe bağlı olarak Türk Hukuku’nda da inkılap yapmıştır.
1926’da Türk Medeni Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Türk
Ceza Kanunu kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunu kadın haklarına
da gerekli değeri vermiştir. 1934’te Anayasa’da değişiklik
yapılarak kadınlara erkeklerle eşit olarak siyasal hak tanınmıştır.
1925’te Tekke ve Zaviyeler ile Türbeler kapatılmıştır. 1924’te
öğretimin birleştirilmesi kabul edildikten sonra, eğitimin
çağdaşlaştırılmasına devam edilmiştir. 1926’da “Maarif Teşkilatı
Hakkında Kanun” çıkmıştır. Bu yasaya göre eğitim işleri
düzenlenmiş ve devletin izni olmaksızın hiçbir okulun açılamayacağı
vurgulanmıştır. 1928’de Latin Harfleri ve uluslararası rakamlar
kabul edilmiştir. Türk çocuklarının okuyup yazmayı öğrenmesi
kolaylaştırılmıştır. Bu inkılabı yerleştirmek için Atatürk
yurt gezilerinde öğretmenlik bile yapmıştır. 1925’te kılık-kıyafette
de değişiklik olmuş, şapka giyilmesi hakkındaki yasa kabul
edilmiştir. Yine aynı yıl uluslararası saat ve takvim benimsenmiştir.
1933’te İstanbul Darülfünun’u yerine üniversite kurulmuştur.
1934’te Soyadı Kanunu çıkmış, 1935’te hafta tatili pazar
gününe alınmıştır.
Atatürk’ün isteği ile birlikte
daha bir çok yenilik kabul edilmiştir. Ancak inkılaplar
içinde laikliğin özel bir yeri vardır. Bu inkılapla Türk
ulusu ümmetçilikten vazgeçmiş, milliyetçiliğe yönelmiştir.
Ayrıca din sömürüsü yasaklanarak bu kutsal değer vicdanlara
bırakılmıştır. Bunlardan başka laiklik ilkesi ile, emperyalist
devletlere dinsel ayrılıklardan yararlanma yolu kapatılmak
istenmiştir. Laiklik sayesinde dinsel açıdan baskı ortadan
kalkmış ve insan kişiliğine saygı yerleştirilmek istenmiştir.
Yine laiklik ilkesiyle yurdumuzda hukuk birliği sağlanmış
ve yargı önünde bütün yurttaşlar eşit sayılmıştır.
 |
Sonuç olarak
diyebiliriz ki laiklik dinsizliği değil, dine ve insana
saygıyı getirmiştir. Din gibi yüksek bir değerin bir takım
çıkarlara alet edilmesini önlemek için laiklik en iyi çarelerden
biri olmuştur. Türkiye’de akılcı yöntemin yerleşmesi açısından
da laikliğin etkisi büyüktür. Bizim dinimiz akla, bilime
ve uygarlığa önem verdiği halde yüzyıllarca dinsel baskıyla
gelişimi engellenmiştir. Günümüzde Atatürk ilkelerinin ve
laiklik hareketinin dini ortadan kaldırmak, din ve vicdan
özgürlüğünü yok etmek için yapıldığını ileri sürenler bulunmaktadır.
Ancak kabul edilmelidir ki, Atatürk ilkeleri ve reformlarıyla
birlikte İslam dininin hukuka ait bölümü ve egemenlik kavramıyla
ilgili görüşler kökten değişmiş; hukuk ve egemenlik tamamıyla
laik bir düşünce ışığında dinin etki alanı dışına çıkarılarak
yeni bir şekilde anlaşılmıştır. Günümüzde çoğulcu, katılımcı
bir demokraside laiklik, din ve din özgürlüğü konusu yeni
koşulların ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Ancak
bu yeniden değerlendirmede Atatürk ilkelerinin, Atatürk
inkılaplarının özünü oluşturan özgür düşünceyi korumak ve
halk egemenliğini pekiştirmek, millet iradesinin üstünlüğünü
savunmak amacından uzaklaşılmamalıdır.
Kaynaklar:
1- Emre Kongar,
Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk, Remzi Kitabevi,
İstanbul, 1994.
2- Atatürkçü Düşünce, Atatürk,
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi,
Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1992.
3- Atatürkçülük, Bilim ve
Kültür Eserleri Dizisi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul,
1998.
|
Araş. Gör. Dr. Ceyda Ilgaz Büyükbaykal
İ .Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü |