Atatürk’ün
doğayı, ağacı sevmesinin en belirgin örneklerinden birisi
de kuşkusuz Atatürk Orman Çiftliği’dir. Atatürk, 1925
yılında kendi aylığından ödeyerek çiftliğin bugünkü yerini
satın almıştır. O yıllarda bu topraklar, ortasından demiryolu
geçen bataklık ve boş bir araziydi. O toprağa karşı zafer
kazanabileceğini de kanıtlayarak çiftliği burada kurdu.
Bugün, Ankaralılar için çiftlik bir dinlenme yeri haline
gelmiş, Atatürk’ün önderliğinde dikilen ağaçlar büyümüş,
gölgesinde insanlar dinlenir olmuştur.
 |
Ankara’yı
Türkiye Cumhuriyetinin başkenti yapan ve bir bozkır kasabasında
modern bir şehir kuran Atatürk, bu yönüyle de, günümüzdeki,
şehircilik, çevre ve tabiat güzelliği kavramlarına, 1920’li
yılların şartları içinde ışık tutan bir dehadır. Bu kavramların
bilinmediği ve konuşulmadığı o yıllarda, şehircilik uzmanlarını
getirterek, Cumhuriyetin başkenti Ankara’yı düzene sokan,
ağaç diktiren, bulvarlar açtıran, Çiftliği kuran, sefaret
bahçelerinde yeşilliğe imkan veren Atatürk, diğer yönleriyle
olduğu gibi, bu yönüyle de her zaman örnek alınması gereken
eşsiz büyük bir önderdir.
Atatürk’ün kişiliğini
oluşturan etkenler arasında bitki ve hayvan sevgisinin
de önemli bir yeri bulunmaktadır. Atatürk, yaşamının son
günlerinde de yeşillikler arasında olma özlemini duymuştur.
Yeşilliği olduğu kadar barışı da seven Atatürk’ün Anıtkabiri’ne
dünya uluslarının gönderdikleri fidanlarla meydana gelen
Barış Parkı, ölümünden sonra da Ata’nın kişiliğiyle bütünleşmiştir.
Dayısının çiftliğinde
Atatürk’ün doğa sevgisi,
babası öldükten sonra annesi ve kardeşi ile beraber Selanik’in
otuz kilometre yakınlarında Zübeyde Hanımın ağabeyi olan
Hüseyin Ağa’nın çiftliğine yerleşmeleri ile başlamıştır.
Burada, Atatürk çiftçilik işleri ile uğraşarak, yeşilliğe,
toprağa ve doğaya ilgi duymuştur. O’nun bitki ve hayvan
sevgisinin ilk belirtileri, bu çiftlik yaşamından kaynaklanmaktadır.
Çünkü O, ilerki yaşamında çiftlikler kuracak, hayvan besleyecek
ve ağaçlandırmaya büyük önem verecektir.
Atatürk’ün sınıf arkadaşlarından
Ali Fuat Cebesoy, O’nun doğa sevgisini belirtirken bir
anısını şöyle anlatır:
 |
“Harp
Akademisi’nin üçüncü sınıfına geçtiğimiz zaman Mustafa
Kemal, Selanik’e sılaya gitmeden önce bizde misafir kaldı.
O günlerin birinde Satılmış Çavuş’u da alarak Alemdağı’na
uzandık. Arkadaşım samimi bir doğa aşığı idi. Ormanlık
yerlerden çok hoşlanırdı. Öğleye doğru pınar başında mola
verdik...Uzaklarda bir kasır vardı ve manzarası harikulade
güzeldi. Adeta Mustafa Kemal’i büyüledi...Oradan ayrılırken
Mustafa Kemal: ‘Fuat’ dedi, ‘İnsan yaşlandıktan sonra
şehirlerin gürültülü hayatından uzaklaşmalı, böyle sakin
ve ağaçlık bir yere çekilmelidir. Bak, şu karşıdaki köşk
insanın ruhuna nasıl bir ferahlık veriyor.”
Afet İnan, Atatürk ve Çankaya’nın
ilk Cumhurbaşkanlığı Köşkü için seçilmesini anlatırken
şöyle diyor: “Atatürk’ün Çankaya’yı seçmesinde etken,
birkaç büyük karakavak ve söğüt ağaçlarının bulunması
idi. Onların rüzgarlı günlerdeki hışırtısından daima zevk
duyardı.”
Atatürk doğayı çok seven
bir insandı. Yeşile, çiçeğe, ağaca hayrandı. Nezihe Araz,
Atatürk’ün ağaçlandırmaya verdiği önemle O’ndaki doğa
sevgisini bir söyleşide şöyle dile getirmiştir:
“Ne oldu buradaki
ağaca”
“Çankaya köşkünden Meclis
binasına giderken o günün Ankara’sında bir tek iğde ağacı
vardır. Mustafa Kemal, her gün ağacın önünden geçerken
arabayı yavaşlatıyor ve ağacı selamlıyor. Bir gün; ‘Bakın
bu benim...’ derken, o ağacın yerinde olmadığını görüyor.
Büyük bir telaşla otomobili durdurup iniyor. Buradaki
işçilere; ‘Ne oldu buradaki ağaca’ diyor. ‘Efendim, yolu
genişletmek için ağacı kestik’ cevabını alıyor. Arabasına
dönen Mustafa Kemal ağlamaya başlıyor. Bunun başka yolu
yok muydu? diye.”
Afet İnan, Atatürk’ün doğa
ve ağaç sevgisi ile ilgili olarak şöyle diyordu:
“1919 yılında Atatürk Ankara’yı
pek az ağaçlı bulmuştu. O, eski adı Orman Çiftliği olan
yerde, orman yetiştirmeyi kendisine ideal edinmişti. O’nun
için her ağaç yeni, kıymetli birer varlıktı. Bunların
yetiştiğini, büyüdüğünü görmek, bir idealin tahakkuk edişindeki
zevki kendisine veriyordu. Gazi Orman Çiftliği, insanların
irade ve çalışmalarıyla, tabiatı güzelleştirme ve verimli
kılma kuvvetinin bir örneğidir.”
Atatürk’ü yakından tanıyanların
şu ortak görüşte birleştikleri görülmektedir: “Atatürk
doğayı severdi. Ağaçlandırmaya önem verirdi.” Bir gün
Atatürk, Kurmay Başkanı İsmet Bey’le Diyarbakır çöllerinde
atla gidiyorlarmış. Mustafa Kemal demiş ki: “Çabuk bana
yeni bir din bul. Ağaç dini. Bir din ki, ibadeti ağaç
dikmek olsun.”
Atatürk’ün doğayı, ağacı
sevmesinin en belirgin örneklerinden birisi de kuşkusuz
Atatürk Orman Çiftliği’dir. Atatürk, 1925 yılında kendi
aylığından ödeyerek çiftliğin bugünkü yerini satın almıştır.
O yıllarda bu topraklar, ortasından demiryolu geçen bataklık
ve boş bir araziydi. O, toprağa karşı zafer kazanabileceğini
de kanıtlayarak çiftliği burada kurdu. Bugün, Ankaralılar
için çiftlik bir dinlenme yeri haline gelmiş, Atatürk’ün
önderliğinde dikilen ağaçlar büyümüş, gölgesinde insanlar
dinlenir olmuştur. O doğadan zevk alan bir insan olarak,
yeşilliği ve ormanı daima sevmiştir.
Falih Rıfkı Atay, “Atatürk
çiftlik dağlarının ormanlaşması için bizzat uğraştı. Hemen
her ağaçta hakkı vardır” derken; Afet İnan da, “Orman
Çiftliği’nin her ağaçlandırma evresinde Atatürk’ün bakışı,
görüşü, emeği vardır” diyor. Eski adı Orman Çiftliği olan
yerde orman yetiştirmeyi amaç edinmişti. Onun için her
ağaç eski ve yeni, kıymetli birer varlıktı.
Özlemi tüm ülkeyi
ağaçlandırmaktı
Atatürk’ün ağaç ve yeşillik
sevgisi, yalnız Ankara’ya has bir özlem değildi. “Bu vatan,
çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya değer”
diyen Atatürk’ün özlemi, tüm ülkeyi ağaçlandırmaktı, yeşillendirmekti.
Bir gün, İstanbul’un eski
vali ve belediye başkanlarından Muhittin Üstündağ ve Afet
İnan’la birlikte boğazda bir motor gezisinde Salacak önlerinden
geçerken; “Bu güzel yerleri ağaçlarla bir kat daha güzelleştirmek
için İstanbul Belediye Başkanı olmak istiyorum” derken,
Atatürk’ün bu sözlerindeki gerçeği çözmek elbette güç
değildir.
Ülkemiz toprakları üzerinde
Atatürk’ün yakın ilgisi ve sevgisiyle Yalova yeşil bir
cennet köşesi haline gelmiştir. Muhsin Zekai Bayer, Atatürk’ün
Yalova’yı ağaçlandırma çabalarını şöyle anlatır:
“Yalova kaplıcalarının yeşil
cennet diyarı ve çam ormanları, Atamızın çabaları ile
meydana gelmiştir...İlk iş olarak o zamanın ünlü bahçıvanlarından
Pandeli Efendi’yi Boğaz içindeki çiçek bahçesinden alarak
işin başına geçirtmiştir. Onun yakın ilgileriyledir ki,
bu gün ‘Çam Burnu’ adı verilen ormanlık alan yaratılmıştır.”
 |
Atatürk,
Türkiye Büyük Millet Meclisi açış konuşmalarında, doğal
varlıklarımız olan ormanların korunması, dengeli ve tekniğe
uygun şekilde işletilmesine yönelik konulara da yer vermiştir.
1 Mart 1922 yılında 1. Dönem 3. Yasama Yılı konuşmasında,
ormancılığın kurallarını şöyle belirtmiştir.
“Gerek tarım, gerek memleketin
varlık ve genel sağlığı konularında önemi kesin olan ormanlarımızı
da modern önlemlerle iyi duruma getirmek, genişletmek
ve en yüksek faydayı sağlamak da önemli kurallarımızdan
biridir.”
Atatürk, bir ağaç dalının
kesilmesine rıza göstermeyecek kadar yeşili ve ağacı seven
bir varlık idi. Yalova’da yapılan bir köşkün çevresindeki
meşelerin korunması için orman mühendislerine sık sık
öğüt vermiştir. Gazi Mustafa Kemal, Türklerin Orta Asya’dan
kuraklık ve ağaçsızlık yüzünden göç ettiklerini pek iyi
bildiği için ağaca karşı sevgi ve saygı gösterilmesini
teşvik etmiştir.
Atatürk son günlerinde yeşile
duyduğu özlemi şöyle dile getirmiştir: “Yurt toprağı!
Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin
için fedaiyiz. Fakat sen Türk ulusunu sonsuzluğa dek yaşatmak
için verimli kalacaksın. Türk toprağı sen, seni seven
Türk ulusunun mezarı değilsin. Türk ulusu için yaratıcılığı
göster.”
Not:
Bu yazı Cemil Sönmez’in Türkiye Çevre Vakfı’ndan yayınlanan
“Atatürk’ün Tabiat ve Çevre Anlayışı” adlı kitabından
derlenmiştir.
|
Araş.Gör.Dr.
Celalettin Aktaş
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema
Bölümü
|