Atatürk’e
göre Medeniyet Projesi’nin en önemli yapı taşı
üniversitelerdir...
Cumhuriyet'in en önemli
tasarımlarından biri de üniversitedir. Akla ve bilime dayalı
bir "kuruluşu" amaçlayan Genç Türkiye Cumhuriyeti
için üniversiteye son derece önemli bir misyon biçilmiş
ve ülkenin tek üniversitesi olan Darülfünun’un çağdaş gereksinimlere
uyacak şekilde yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmalar
başlatılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda 31 Mayıs 1933 tarih
ve 2252 sayılı yasa ile Darülfünun resmen feshedilerek,
İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden örgütlendi. Atatürk
için sadece bir Cumhuriyet Üniversitesi’ne dönüştürdüğü
İstanbul Üniversitesi değil, Ankara’da ve Van’da kurmayı
planladığı, fakat kuruluşlarını göremediği diğer üniversiteler
de hayati öneme sahiptir. Çünkü, O’nun için üniversite,
Cumhuriyetin Medeniyet Projesi’nin en önemli yapı taşıdır.
 |
«
Hükümetin en verimli ve en mühim vazifesi milli eğitimle
ilgili işlerdir. Bu işlerde başarılı olabilmek için öyle
bir program takip etmeye mecburuz ki, o program milletimizin
bugünkü haliyle, sosyal, hayati ihtiyacıyla muhitin şartları
ve asrın icaplarıyla tamamen orantılı ve uygun olsun. Bunun
için büyük fakat hayali ve çapraşık düşüncelerden tamamen
vazgeçerek hakikate kuvvetle bakmak ve elle temas etmek
lazımdır. »
Gazi Mustafa Kemal,
1922
Türkiye,
Cumhuriyeti’nin ilanıyla birlikte, yüzünü “batıya döndürmüş”
ve bu seçiminin gerektirdiği reform ve yapılanmaları kararlılıkla
yaşama geçirmiştir. Eğitim, bu süreçte cumhuriyet ideolojisini
kitlelere benimsetmede ve ulaşılacak hedeflere varmada en
önemli araç olmuş, genç nüfusumuzun çağdaş eğitim olanaklarından
yararlanarak, en iyi biçimde yetiştirilmesi hedeflenmiştir.
Mustafa Kemal
ve arkadaşları, “Doğulu” bir imparatorluk içinde “Batılı”
kafa ve ülkülerle yetiştirilmişlerdi. Cumhuriyet ideolojisi
için eğitim, ülkenin Batılılaştırılması için son derece
önemli bir misyona sahipti. Medreselerin kapatılmasının,
Tehvid-i Tedrisat kanunun çıkartılmasının ve Latin alfabesine
geçişin kökeninde hep eğitim yolu ile halkı “muasır medeniyet”ler
seviyesine çıkarma amaçlanmaktaydı. Cumhuriyetle birlikte
başlayan kültür ve eğitim reformlarına egemen olan politika
“bütüncül kalkınma stratejisi”nden kaynaklanıyordu. Cumhuriyetin
sağlam temeller üzerine kurulması için gerekli olan “insan
yetiştirme” politikası Kemalist Devrimin ayrılmaz bir parçasıdır.
Eğitim Birliği, ilköğretimin zorunlu kılınması, kız ve erkeklerin
birlikte okunması ilk aşamadır. Kıt kaynaklara rağmen bütçeden
ödenek ayrılarak devlet hesabına yurtdışına; fen bilimlerinden,
siyasal-sosyal bilimlere; güzel sanatlardan, arkeolojiye
kadar bir çok alanda öğrenci gönderme politikası, “bütünsel
kalkınma stratejisi” ve “insan yetiştirme iradesi”nin bir
kanıtıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan,1933 Üniversite Reformu’na
dek her yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan sınavlar sonunda,
Batı Avrupa ülkelerine ve Amerika Birleşik Devletleri’ne
lisans ve doktora yapmak üzere binlerce öğrenci gönderilmiştir.
Bundan başka, yine aynı dönem içinde, kız ve erkek sanat
okullarından mezun yüzlerce genç Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde
uzmanlık yapmışlardır. Arka arkaya, dalgalar halinde Batı’ya
giden bu Türk gençleri, 1933’te Atatürk’ün emriyle kurulan
İstanbul Üniversitesi’nin öğretim kadrolarında yer almışlardır.
Darülfünun çağdaş
gereksinimlere uyacak şekilde yeniden düzenlendi
Cumhuriyet'in
en önemli tasarımlarından biri de üniversitedir. Üniversite,
Ziya Gökalp’ten beri Türk aydınlarının ve elbet Cumhuriyetçilerin
gözbebeği bir kurum olmuştur. Akla ve bilime dayalı bir
"kuruluşu" amaçlayan Genç Türkiye Cumhuriyeti
için üniversiteye son derece önemli bir misyon biçilmiş
ve ülkenin zor koşullarına rağmen dönemin tek üniversitesi
olan Darülfünun’un çalışmalarını en iyi şekilde yürütmesi
sağlanmıştır. 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun'la
İstanbul Darülfünunu'nun tüzel kişiliğini tanımış ve 7 Ekim
1925'de kurumun bilimsel ve yönetsel özerkliği kabul edilmiş
ve medreseler "Fakülte" statüsüne kavuşturulmuştur.Darülfünun’un
ülkenin bilim merkezi olmasını ve genç kuşakları Batı üniversiteleri
düzeyinde yetiştirmesini bekleyen Cumhuriyet, verdiği özerkliğin
yanı sıra Darülfünunun bütçesini de arttırmıştır. Çağdaş
bilimselliğe ulaşma arayışları çerçevesinde 1924-26 döneminde
yabancı hocaların bir kez daha İstanbul'a çağrılmaları da
bu anlayışın bir ifadesi olmaktadır.
 |
Darülfünun'u
geliştirme arayışları içinde olan Atatürk, eğitim kurumlarının
en büyük gereksinmelerinin kitap olduğu gerçeğinden hareketle,
Yıldız Sarayı'nın zengin basılı kitap ve son derece değerli
yazmalarından oluşan kütüphanesini dolaplarına kadar Darülfünun'a;
gençliğe ve bilime kazandırmıştır. 1933 Üniversite Reformu’nun
ardından adı İstanbul Üniversite Kütüphanesi’ne çevrilen
kütüphane, 1934 yılında çıkan Basma Yazı ve Resimleri Derleme
Kanunu ile birlikte, Türkiye’de çıkan her yayının gönderildiği
6 kütüphaneden biri haline gelmiştir.
Cumhuriyet
yöneticileri, Darülfünun’a verdikleri öneme rağmen, bekledikleri
desteği görmemişlerdir. Bu hoşnutsuzluğu TBMM’deki görüşmelerde
Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip şöyle dile getirmiştir :
“İstanbul Darülfünunu Türkiye münevverliğinin beklediği
salaha, inkişafa ve terakkiye eremedi. Memlekette siyasi,
içtimahi büyük inkılaplar oldu. Darülfünun, bunlara karşı
bitaraf bir müşahit kaldı. İktisadi sahada esaslı hareketler
oldu. Darülfunun bunlardan hebersiz göründü. Hukukta radikal
değişiklikler oldu. Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat
programına almakla iktifa etti. Harf inkılabı oldu, özdil
hareketi başladı. Darülfünun hiç tınmadı.”
Darülfünun’un
çağdaş gereksinimlere uyacak şekilde yeniden düzenlenmesine
yönelik çalışmalar, Atatürk ve Milli Eğitim Bakanı Reşit
Galip önderliğinde, 1933 başında başlatıldı. Cenevre Üniversitesi
Pedagoji Profösörü Albert Malche, reform gereksinme ve olanaklarını
araştırmak; kadro, fakülte, ders ve sınavların düzenlenmesi;
enstitü, klinik ve benzeri kurumların kurulması veya genişletilmesi
gibi konularda bir ön proje hazırlamakla görevlendirildi.
Bu raporda Malche, “müderris ve muallimlerin harici işlerin
çokluğunu; tedrisatın yine ekseriyet i itibariyle müderrisin
takririne inhisar etmesini; Darülfünun’un ilmi kıymeti haiz
belli başlı eser çıkarmamasını; basit bir tercümenin bile
tez olarak kabul edilmesini; tedris heyetinin sadece muayyen
saatlerdeki tedristen kendilerini mesul saymalarını; talebe
ile tedris heyeti arasındaki münasebetin dershane hududu
dahilinde kalarak, bunun haricindeki talebin her türlü rehberlikten
uzak, kendi başına kalmasını; telifat ve neşriyatın yok
denecek kadar azlığını” eleştirmiştir.
Getirilen
öneriler, Atatürk’ün desteğiyle kabul edildi. Bu çalışmalar
sonucunda 31 Mayıs 1933 tarih ve 2252 sayılı yasa ile Darülfünun
resmen feshedilerek, İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden
örgütlendi. Yeni üniversitenin kadrosu Darülfünun’dan üniversiteye
geçecekler, üniversiteye yeni alınacak Avrupa’da yetişmiş
gençler ve yabancı profesörlerden sağlanacaktı. İstanbul
Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla
açıldı. Bu reformla 1933'te adı İstanbul Üniversitesi olarak
değişmiş ve o zamanın tek üniversitesi olarak Atatürk'ün
dikkatini üzerinde topladığı kurumların başında gelmiştir.
Bu yıllarda İstanbul Üniversitesi, Almanya'dan kaçmak zorunda
kalan yabancı bilim adamlarına kucak açmış ve onları öğretim
üyesi kadrolarına katmıştır. Nazi Almanyası’ndan kaçan 85
öğretim üyesi ve bilim adamı Türkiye’ye davet edilmiş ve
kendilerine yeni üniversitede görev verilmiştir. Fakültelere
bağlı çeşitli enstitü ve laboratuarların kurulmasında, nitelikli
öğretim elemanı yetiştirilmesinde bu yabancı öğretim üyeleri
öncü rol oynamışlardır. Bu yaklaşımıyla İstanbul Üniversitesi,
hem yansız bir bilimselliğin örneği olmuş hem de modern
anlamda bir üniversite olma çabalarını hızlandırmıştır.
İstanbul
Üniversitesi'nin açılış konuşmasında Reşit Galip "...artık
üniversitenin tarafsız bir seyirci gibi kalan, ...yalnız
ders okutan, bilimsel araştırmalara yer vermeyen, "
bir kurum olmak yerine "...en esaslı vasfı milliliği
ve inkılapçılığıdır" diyerek bilimin ve üniversitenin
toplum hayatındaki yaşamsal işlevini öne çıkarmıştır. Yeni
kurulan üniversitenin bilimsel özerkliği hemen tanınmış,
ama idari özerkliği konusunda başlangıçta bir karar verilememiştir.
Yeni üniversite Tıp, Hukuk, Fen ve Edebiyat Fakülteleriyle
sekiz Enstitüden meydana geliyordu. Milliyetçilik ve devrimcilik
esaslarına göre öğretim yapacak üniversite, Türk devrim
ideolojisini işleyip geliştirmek gibi bir misyonu bulunmaktadır.
Bunun için "Türk İnkılabı Enstitüsü" kurulmuştu.
Atatürk 1933
yılında Büyük Millet Meclisi'nin açılışında yaptığı konuşmasında
da konuya verdiği önemi dile getirmiş ve kökten bir reform
konusunda kararlılığını belirtmişti: "Üniversite tesisine
verdiğimiz ehemmiyeti beyan etmek isterim. Yarım tedbirlerinin
kısır olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi
Maarifte ve kurulan üniversitede radikal tedbirlerle yürümek
kat'î kararımızdır."
Üniversitemizin fahri
müderrisi
Atatürk için
sadece bir Cumhuriyet Üniversitesi’ne dönüştürdüğü İstanbul
Üniversitesi değil, Ankara’da ve Van’da kurmayı planladığı,
fakat kuruluşlarını göremediği diğer üniversiteler de hayati
öneme sahiptir. Çünkü, O’nun için üniversite Cumhuriyetin
Medeniyet Projesi’nin en önemli yapı taşıdır. 1937 yılında
yaptığı Meclis konuşmasında Genç Cumhuriyet için üniversitenin
anlamını su sözlerle ifade etmiştir: "Okuyup yazma
bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma
savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek,
memleket davalarının ideolojisini anlayacak ve anlatacak,
nesilden nesile yaşatacak fert ve kurumları yaratmak...
İşte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek Kültür
Vekaletinin üzerine aldığı büyük ve ağır mesuliyetlerdir.
İşaret ettiğim umdeleri Türk gençliğinin dimağında ve Türk
milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize
ve yüksek okullarımıza düşen başlıca vazifedir."
Daha önce
kendisine 19 Eylül 1926'da fahri müderrislik payesini veren
Darülfünunu ilk kez 1930'da ve ikinci kez 1933'te ziyaret
eden Atatürk için İstanbul Üniversitesi projesi büyük önem
taşımakta ve bunu batılılaşma arayışının etkin bir aracı
olarak görmektedir. Atatürk'ün ilgisi İstanbul Üniversitesi'nin
üzerinden hiç eksilmemiştir. Atatürk, İstanbul Üniversitesi
Kütüphanesi'nin sürekli bir okuru olmuş, ödünç kitap alarak
kütüphane arşivinden sık sık yararlanmıştır. Buna ait belgeler
İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde değerli anı-belge
olarak korunmaktadır. Seçtiği kitaplar O'nun ilgi alanını
göstermekte ve bildiği yabancı diller hakkında bizlere bilgi
vermektedir.
Kaynaklar:
1- Fritz
Neumark, Boğaziçi’ne Sığınanlar, İ.Ü. İktisat Fakültesi
Maliye Enstitüsü Yayını, İstanbul, 1982
2- İlhan
Tekeli, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Eğitim Kurumlarının
Gelişimi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim
Yayınları, İstanbul, 1982
3- İstanbul
Üniversitesi Resmi Sitesi: http://www.istanbul.edu.tr/universite/tarihce.htm
4-İstanbul
Üniversitesi Tarihçesi;
http://maun.istanbul.edu.tr/4.boyut/dosyalar/iu_tarihce.htm
5- Yusuf
Çotuksöken, Atatürk Antolojisi, İnkılap ve Aka, İstanbul,
1982
6- Toktamış
Ateş, Türk Devrim Tarihi, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını,
İstanbul, 1980
7- Cevdet
Perin, Atatürk Kültür Devrimi, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını,
İstanbul, 1987
8- Cumhuriyetle
Yeniden Doğuş ve Atatürk, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul,
1999
9- Murat
Katoğlu, “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Eğitim, Kültür, Sanat”,
Çağdaş Türkiye (1908-1980), Cem Yayınevi, İstanbul, 1992
10- Faik
Reşit Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi
Bir Bakış, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara,
1964
11- Horst
Widmann, Atatürk Üniversite Reformu, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi, İstanbul, 1981
Atatürk
İstanbul Üniversitesi’nde
İstanbul
Üniversitesi'ni ziyaret edip öğretim üyeleri ile tartışarak,
onların derslerine girip dinleyerek üniversiteyi onurlandırmış,
kamuoyu önünde değerinin yükselmesini sağlamış, üniversitenin
durumunu kendi gözlemleri ile anlamaya ve yaptığı konuşmalarla
bilimsel incelemeleri yönlendirip, hızlandırmaya çalışmıştır.
 |
Atatürk’ün
15 Aralık 1930’da İstanbul Üniversitesini ziyaret edişini
Dr. Mehmet Reşat Uysal anılarında şöyle anlatıyor:
“İstanbul
Üniversitesi Merkez Binası'ndaki Orta Avlu'da Atatürk'ün
Ziyaretini Bekleyenler Yıl 1930, Aralık ayının onbeşi, pazartesi,
saat onbire yirmi var... Hava kapalı ve oldukça serin...
Darülfünun parkındayım. Gelen bir otomobil sesi. Açık otomobil...
Durdu, nerede? Tam, şimdiki Atatürk Anıtı'nın bulunduğu
yerde...
Gazi Mustafa
Kemal ve refakatindekiler: Katib-i Umumi Tevfik Rüsuhi,
Seryaver Recep ve Kılıç Ali Beyler, otomobilden indiler.
Belli ki, bu geliş ansızın olmuş, önceden bildirilmemişti,
öyle ki benden ve olsa olsa bir iki kişiden başka ortalıkta
kimse yoktu... Yanlarına koştum. İlk gözüme çarpan Atatürk'ün
kumral kızıl saçlarıyla koyu koyu mavi gözleri oldu. Kendisini
selamladım. Darülfünun'a girdiler, merdivenlerden çıktılar,
birinci katta Hukuk Fakültesi Katib-i umumisi Ethem Akif
Bey tarafından karşılandılar.
Darülfünun
Eminliği'ne girdiler. İçerde kaldıkları yirmi dakikalık
sürede, sonradan öğrendiğime göre, Gazi Mustafa Kemal, Ethem
Akif Bey'den Darülfünun Fakültelerinin teşkilatını, yerlerini,
fakültede bulunan kız ve erkek talebelerin ayrı ayrı sayıları
ile son yıllarda Darülfünun'a giren talebe miktarlarını
sormuş... Bu arada büyük ziyareti duyan, Darülfünun Emini,
Müderris Muammer Raşit ve Hukuk Fakültesi Reisi, Müderris
Tahir Beyler gelmişler, kendilerini takdim etmişler “hoşgeldiniz”
demişlerdir. Gazi Mustafa Kemal'in derslere girme isteğini
belirtmesi üzerine kendilerine ders programı sunulmuştur.
Programı gözden geçiren Gazi Mustafa Kemal Hukuk Fakültesi'nin
birinci sınıfını seçmiş ve oraya gitmişlerdir.
Atatürk, İstanbul
Üniversitesi'nde ders dinliyor
Burada Müderris
Tahir Bey'in verdiği dersi bir süre dinlemişler, sonra da
hukuk üçüncü sınıfa gitmek üzere ayrılmışlardır. Orada Müderris
Mustafa Reşit Bey'in verdiği dersi de bir süre izledikten
sonra Darülfünun Eminliği'ne dönmüşlerdir. Kendilerinin
burada bulunmadıkları sürede birçok müderris birikmişti.
Bunlar teker teker Gazi Mustafa Kemal'e Emin, Müderris Muammer
Raşit Bey tarafından takdim edilmişlerdir. Emin bundan sonra
Gazi Mustafa Kemal'e Darülfünun'un çalışmaları ve problemleri
üzerine de açıklamalarda bulunmuştur.
 |
Gazi
Mustafa Kemal'in arzuları üzerine hukuk üçüncü sınıfa saat
yarımda gidilmiş, Müderris Ali Kemal Bey'in verdiği Deniz
Ticareti Hukuku dinlenmiştir. Bir süre sonra buradan çıkılmıştır.
Gazi Mustafa Kemal koridorda "Darülfünun'un bu sıcak
muhitinden insan kolay kolay ayrılamıyor, biraz daha oturalım"
demişler ve tekrar eminlik odasına girmişlerdir. Ben de
hemen onların arkasından içeri daldım. Müderris Muammer
Raşit Bey de: "Onun içindir ki biz de burada ölmek
istiyoruz" deyince, Gazi Mustafa Kemal bunu şöyle düzeltti:
"Burada ölmek değil, yaşamak isteyiniz! Başarıya ulaşmak
için yaşamak, her işte, askerlikte de bir kaidedir."
Atatürk profesörlerle
Atatürk,
İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muammer Raşit ve
diğer profesörlerle toplantı yapıyor. Talebelerin arkamdan
itmesi ile Gazi Mustafa Kemal'in oturduğu koltuğun yanına
kadar vardım. Bundan böyle artık toplantı ve konuşmaların
ortasındaydım. Gazi Mustafa Kemal'in, Darülfünun'un teşkilatından
bilgi edinmek ve müderrislerini tanımak istediğini sezdim.
Bu arada Gazi Mustafa Kemal'e zarif bir tepsi ve güzel bir
fincanla kahve sunuldu. Kahveyi içerken Muammer Raşit’e
sordu:
 |
Atatürk:
Türkiye'de umumi maarif programı nasıl olmalıdır?
Muammer Raşit:
Maarif programında nazarı ehemmiyete (önemle bakılacak)
alınması lazım iki nokta var, biri talim (öğretim) ötekisi
terbiye (eğitim).
Atatürk:
Talebenin terbiye-i fikriyyesine (öğrencilerin ideal eğitimine)
nasıl hizmet edilmelidir?
Muammer Raşit:
Anakucağında başlayarak, ilk mekteplerden (ilkokul) Ali
tahsile kadar cumhuriyet, demokrasi ve milliyet esasları
telkin edilmelidir (aşılanmalıdır).
Atatürk:
Peki, ilk mekteplerde öğrencilere cumhuriyet ideali nasıl
telkin edilir?
Muammer Raşit:
İlk ve orta tahsilde bu vazifenin nasıl ifa edildiğini iyice
bilmiyorum. Darülfünun'da talebelerin cumhuriyet, demokrasi
ve milliyet esaslarına göre yetiştirilmelerine çalışıyoruz.
Atatürk:
Darülfünun'un terakkisi (ilerleme ve yükselme) neye mütevakkıftır?
(bağlıdır) Muammer Raşit bu konuda ve Müderrislerin çalışmaları
üzerinde açıklamalar yaptı. Ancak anlatılanların Ata'ya
bir kanaat vermediğini sezdim.
Gazi Mustafa
Kemal Atatürk tarih konularına geçerek müderrislere: "Eti,
Ege, Aka... lardan bahsedelim. Bunlar üzerinde kim konuşacak?...
Siz, Fuat Köprülü Bey?" dedi.
Müderris Fuat Köprülü:
Mazur görmenizi istirham ederim, bendeniz Türk Dili edebiyatı
ile meşgulüm.
Atatürk:
Ege konusunu konuşalım Ege'nin ilk ahalisi, Ege medeniyetinin
sahipleri kimlerdir?
Bir müderris,
ikinci sandalyeler dizisinden, sanırım kapıya yakın ikinci
sandalyeden, adını sonradan öğrendiğim eski Grek Müderrisi
Fadıl Nazmi Bey, sorulan Ege konusu ile ilgili bir efsane
(mitoloji) anlattı. Atatürk bunu sonuna kadar dinledikten
sonra: Tarih, Arkeolojik, gerçek paleografik ve filolojik
bulgulara dayatılmalıdır, efsanelere değil... Bence, Asia'dan
(Anadolu'nun ilk adı) Ege adalarına geldiklerini gösteriyor
ve gösterecektir... dedi. Atatürk, bir süre tavana bakarak
düşünceli ve üzüntülü göründü, sonra: Gençlerimiz bu konulara
yöneltilmelidir, buyurdu. Gazi Mustafa Kemal uzağı aşan,
derine varan görüşleri ile tarihçilerimizi uyardı... Gazi
Mustafa Kemal ayrılmak üzere ayağa kalktığında Muammer Raşit
Bey'in sunduğu, Darülfünun Hatıra Defteri'nin ilk sahifesine
şunları yazmıştır:
'İstanbul
Darülfünunu'-nda yüksek profesörler ve kıymetli gençlerle
yakından tanıştığımdan çok memnun oldum. İlim timsali olan
bu yüksek müessesemizin büyük hizmetleri ile iftihar edeceğimize
şüphe yoktur.’
Gazi daha
sonra "Yaşa, Varol, Büyük Başkanımız" sesleri
ve alkışları arasında İstanbul Üniversitesi'nden ayrıldı.
|
Araş. Gör. Dr., Bilal Arık
İ .Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü |