Atatürk’e göre Medeniyet Projesi’nin en önemli yapı taşı
     üniversitelerdir...

     Cumhuriyet'in en önemli tasarımlarından biri de üniversitedir. Akla ve bilime dayalı bir "kuruluşu" amaçlayan Genç Türkiye Cumhuriyeti için üniversiteye son derece önemli bir misyon biçilmiş ve ülkenin tek üniversitesi olan Darülfünun’un çağdaş gereksinimlere uyacak şekilde yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda 31 Mayıs 1933 tarih ve 2252 sayılı yasa ile Darülfünun resmen feshedilerek, İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden örgütlendi. Atatürk için sadece bir Cumhuriyet Üniversitesi’ne dönüştürdüğü İstanbul Üniversitesi değil, Ankara’da ve Van’da kurmayı planladığı, fakat kuruluşlarını göremediği diğer üniversiteler de hayati öneme sahiptir. Çünkü, O’nun için üniversite, Cumhuriyetin Medeniyet Projesi’nin en önemli yapı taşıdır.

     « Hükümetin en verimli ve en mühim vazifesi milli eğitimle ilgili işlerdir. Bu işlerde başarılı olabilmek için öyle bir program takip etmeye mecburuz ki, o program milletimizin bugünkü haliyle, sosyal, hayati ihtiyacıyla muhitin şartları ve asrın icaplarıyla tamamen orantılı ve uygun olsun. Bunun için büyük fakat hayali ve çapraşık düşüncelerden tamamen vazgeçerek hakikate kuvvetle bakmak ve elle temas etmek lazımdır. »

     Gazi Mustafa Kemal, 1922

     Türkiye, Cumhuriyeti’nin ilanıyla birlikte, yüzünü “batıya döndürmüş” ve bu seçiminin gerektirdiği reform ve yapılanmaları kararlılıkla yaşama geçirmiştir. Eğitim, bu süreçte cumhuriyet ideolojisini kitlelere benimsetmede ve ulaşılacak hedeflere varmada en önemli araç olmuş, genç nüfusumuzun çağdaş eğitim olanaklarından yararlanarak, en iyi biçimde yetiştirilmesi hedeflenmiştir.

     Mustafa Kemal ve arkadaşları, “Doğulu” bir imparatorluk içinde “Batılı” kafa ve ülkülerle yetiştirilmişlerdi. Cumhuriyet ideolojisi için eğitim, ülkenin Batılılaştırılması için son derece önemli bir misyona sahipti. Medreselerin kapatılmasının, Tehvid-i Tedrisat kanunun çıkartılmasının ve Latin alfabesine geçişin kökeninde hep eğitim yolu ile halkı “muasır medeniyet”ler seviyesine çıkarma amaçlanmaktaydı. Cumhuriyetle birlikte başlayan kültür ve eğitim reformlarına egemen olan politika “bütüncül kalkınma stratejisi”nden kaynaklanıyordu. Cumhuriyetin sağlam temeller üzerine kurulması için gerekli olan “insan yetiştirme” politikası Kemalist Devrimin ayrılmaz bir parçasıdır. Eğitim Birliği, ilköğretimin zorunlu kılınması, kız ve erkeklerin birlikte okunması ilk aşamadır. Kıt kaynaklara rağmen bütçeden ödenek ayrılarak devlet hesabına yurtdışına; fen bilimlerinden, siyasal-sosyal bilimlere; güzel sanatlardan, arkeolojiye kadar bir çok alanda öğrenci gönderme politikası, “bütünsel kalkınma stratejisi” ve “insan yetiştirme iradesi”nin bir kanıtıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan,1933 Üniversite Reformu’na dek her yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan sınavlar sonunda, Batı Avrupa ülkelerine ve Amerika Birleşik Devletleri’ne lisans ve doktora yapmak üzere binlerce öğrenci gönderilmiştir. Bundan başka, yine aynı dönem içinde, kız ve erkek sanat okullarından mezun yüzlerce genç Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde uzmanlık yapmışlardır. Arka arkaya, dalgalar halinde Batı’ya giden bu Türk gençleri, 1933’te Atatürk’ün emriyle kurulan İstanbul Üniversitesi’nin öğretim kadrolarında yer almışlardır.

     Darülfünun çağdaş gereksinimlere uyacak şekilde yeniden düzenlendi

     Cumhuriyet'in en önemli tasarımlarından biri de üniversitedir. Üniversite, Ziya Gökalp’ten beri Türk aydınlarının ve elbet Cumhuriyetçilerin gözbebeği bir kurum olmuştur. Akla ve bilime dayalı bir "kuruluşu" amaçlayan Genç Türkiye Cumhuriyeti için üniversiteye son derece önemli bir misyon biçilmiş ve ülkenin zor koşullarına rağmen dönemin tek üniversitesi olan Darülfünun’un çalışmalarını en iyi şekilde yürütmesi sağlanmıştır. 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun'la İstanbul Darülfünunu'nun tüzel kişiliğini tanımış ve 7 Ekim 1925'de kurumun bilimsel ve yönetsel özerkliği kabul edilmiş ve medreseler "Fakülte" statüsüne kavuşturulmuştur.Darülfünun’un ülkenin bilim merkezi olmasını ve genç kuşakları Batı üniversiteleri düzeyinde yetiştirmesini bekleyen Cumhuriyet, verdiği özerkliğin yanı sıra Darülfünunun bütçesini de arttırmıştır. Çağdaş bilimselliğe ulaşma arayışları çerçevesinde 1924-26 döneminde yabancı hocaların bir kez daha İstanbul'a çağrılmaları da bu anlayışın bir ifadesi olmaktadır.

     Darülfünun'u geliştirme arayışları içinde olan Atatürk, eğitim kurumlarının en büyük gereksinmelerinin kitap olduğu gerçeğinden hareketle, Yıldız Sarayı'nın zengin basılı kitap ve son derece değerli yazmalarından oluşan kütüphanesini dolaplarına kadar Darülfünun'a; gençliğe ve bilime kazandırmıştır. 1933 Üniversite Reformu’nun ardından adı İstanbul Üniversite Kütüphanesi’ne çevrilen kütüphane, 1934 yılında çıkan Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu ile birlikte, Türkiye’de çıkan her yayının gönderildiği 6 kütüphaneden biri haline gelmiştir.

     Cumhuriyet yöneticileri, Darülfünun’a verdikleri öneme rağmen, bekledikleri desteği görmemişlerdir. Bu hoşnutsuzluğu TBMM’deki görüşmelerde Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip şöyle dile getirmiştir : “İstanbul Darülfünunu Türkiye münevverliğinin beklediği salaha, inkişafa ve terakkiye eremedi. Memlekette siyasi, içtimahi büyük inkılaplar oldu. Darülfünun, bunlara karşı bitaraf bir müşahit kaldı. İktisadi sahada esaslı hareketler oldu. Darülfunun bunlardan hebersiz göründü. Hukukta radikal değişiklikler oldu. Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla iktifa etti. Harf inkılabı oldu, özdil hareketi başladı. Darülfünun hiç tınmadı.”

     Darülfünun’un çağdaş gereksinimlere uyacak şekilde yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmalar, Atatürk ve Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip önderliğinde, 1933 başında başlatıldı. Cenevre Üniversitesi Pedagoji Profösörü Albert Malche, reform gereksinme ve olanaklarını araştırmak; kadro, fakülte, ders ve sınavların düzenlenmesi; enstitü, klinik ve benzeri kurumların kurulması veya genişletilmesi gibi konularda bir ön proje hazırlamakla görevlendirildi. Bu raporda Malche, “müderris ve muallimlerin harici işlerin çokluğunu; tedrisatın yine ekseriyet i itibariyle müderrisin takririne inhisar etmesini; Darülfünun’un ilmi kıymeti haiz belli başlı eser çıkarmamasını; basit bir tercümenin bile tez olarak kabul edilmesini; tedris heyetinin sadece muayyen saatlerdeki tedristen kendilerini mesul saymalarını; talebe ile tedris heyeti arasındaki münasebetin dershane hududu dahilinde kalarak, bunun haricindeki talebin her türlü rehberlikten uzak, kendi başına kalmasını; telifat ve neşriyatın yok denecek kadar azlığını” eleştirmiştir.

     Getirilen öneriler, Atatürk’ün desteğiyle kabul edildi. Bu çalışmalar sonucunda 31 Mayıs 1933 tarih ve 2252 sayılı yasa ile Darülfünun resmen feshedilerek, İstanbul Üniversitesi adıyla yeniden örgütlendi. Yeni üniversitenin kadrosu Darülfünun’dan üniversiteye geçecekler, üniversiteye yeni alınacak Avrupa’da yetişmiş gençler ve yabancı profesörlerden sağlanacaktı. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. Bu reformla 1933'te adı İstanbul Üniversitesi olarak değişmiş ve o zamanın tek üniversitesi olarak Atatürk'ün dikkatini üzerinde topladığı kurumların başında gelmiştir. Bu yıllarda İstanbul Üniversitesi, Almanya'dan kaçmak zorunda kalan yabancı bilim adamlarına kucak açmış ve onları öğretim üyesi kadrolarına katmıştır. Nazi Almanyası’ndan kaçan 85 öğretim üyesi ve bilim adamı Türkiye’ye davet edilmiş ve kendilerine yeni üniversitede görev verilmiştir. Fakültelere bağlı çeşitli enstitü ve laboratuarların kurulmasında, nitelikli öğretim elemanı yetiştirilmesinde bu yabancı öğretim üyeleri öncü rol oynamışlardır. Bu yaklaşımıyla İstanbul Üniversitesi, hem yansız bir bilimselliğin örneği olmuş hem de modern anlamda bir üniversite olma çabalarını hızlandırmıştır.

     İstanbul Üniversitesi'nin açılış konuşmasında Reşit Galip "...artık üniversitenin tarafsız bir seyirci gibi kalan, ...yalnız ders okutan, bilimsel araştırmalara yer vermeyen, " bir kurum olmak yerine "...en esaslı vasfı milliliği ve inkılapçılığıdır" diyerek bilimin ve üniversitenin toplum hayatındaki yaşamsal işlevini öne çıkarmıştır. Yeni kurulan üniversitenin bilimsel özerkliği hemen tanınmış, ama idari özerkliği konusunda başlangıçta bir karar verilememiştir. Yeni üniversite Tıp, Hukuk, Fen ve Edebiyat Fakülteleriyle sekiz Enstitüden meydana geliyordu. Milliyetçilik ve devrimcilik esaslarına göre öğretim yapacak üniversite, Türk devrim ideolojisini işleyip geliştirmek gibi bir misyonu bulunmaktadır. Bunun için "Türk İnkılabı Enstitüsü" kurulmuştu.

     Atatürk 1933 yılında Büyük Millet Meclisi'nin açılışında yaptığı konuşmasında da konuya verdiği önemi dile getirmiş ve kökten bir reform konusunda kararlılığını belirtmişti: "Üniversite tesisine verdiğimiz ehemmiyeti beyan etmek isterim. Yarım tedbirlerinin kısır olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi Maarifte ve kurulan üniversitede radikal tedbirlerle yürümek kat'î kararımızdır."

     Üniversitemizin fahri müderrisi

     Atatürk için sadece bir Cumhuriyet Üniversitesi’ne dönüştürdüğü İstanbul Üniversitesi değil, Ankara’da ve Van’da kurmayı planladığı, fakat kuruluşlarını göremediği diğer üniversiteler de hayati öneme sahiptir. Çünkü, O’nun için üniversite Cumhuriyetin Medeniyet Projesi’nin en önemli yapı taşıdır. 1937 yılında yaptığı Meclis konuşmasında Genç Cumhuriyet için üniversitenin anlamını su sözlerle ifade etmiştir: "Okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, memleket davalarının ideolojisini anlayacak ve anlatacak, nesilden nesile yaşatacak fert ve kurumları yaratmak... İşte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek Kültür Vekaletinin üzerine aldığı büyük ve ağır mesuliyetlerdir. İşaret ettiğim umdeleri Türk gençliğinin dimağında ve Türk milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca vazifedir."

     Daha önce kendisine 19 Eylül 1926'da fahri müderrislik payesini veren Darülfünunu ilk kez 1930'da ve ikinci kez 1933'te ziyaret eden Atatürk için İstanbul Üniversitesi projesi büyük önem taşımakta ve bunu batılılaşma arayışının etkin bir aracı olarak görmektedir. Atatürk'ün ilgisi İstanbul Üniversitesi'nin üzerinden hiç eksilmemiştir. Atatürk, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nin sürekli bir okuru olmuş, ödünç kitap alarak kütüphane arşivinden sık sık yararlanmıştır. Buna ait belgeler İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde değerli anı-belge olarak korunmaktadır. Seçtiği kitaplar O'nun ilgi alanını göstermekte ve bildiği yabancı diller hakkında bizlere bilgi vermektedir.

     Kaynaklar:

     1- Fritz Neumark, Boğaziçi’ne Sığınanlar, İ.Ü. İktisat Fakültesi Maliye Enstitüsü Yayını, İstanbul, 1982

     2- İlhan Tekeli, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Eğitim Kurumlarının Gelişimi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1982

     3- İstanbul Üniversitesi Resmi Sitesi: http://www.istanbul.edu.tr/universite/tarihce.htm

     4-İstanbul Üniversitesi Tarihçesi;
http://maun.istanbul.edu.tr/4.boyut/dosyalar/iu_tarihce.htm

     5- Yusuf Çotuksöken, Atatürk Antolojisi, İnkılap ve Aka, İstanbul, 1982

     6- Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını, İstanbul, 1980

     7- Cevdet Perin, Atatürk Kültür Devrimi, İ.Ü. İktisat Fakültesi Yayını, İstanbul, 1987

     8- Cumhuriyetle Yeniden Doğuş ve Atatürk, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, İstanbul, 1999

     9- Murat Katoğlu, “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Eğitim, Kültür, Sanat”, Çağdaş Türkiye (1908-1980), Cem Yayınevi, İstanbul, 1992

     10- Faik Reşit Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1964

     11- Horst Widmann, Atatürk Üniversite Reformu, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul, 1981

     Atatürk İstanbul Üniversitesi’nde

     İstanbul Üniversitesi'ni ziyaret edip öğretim üyeleri ile tartışarak, onların derslerine girip dinleyerek üniversiteyi onurlandırmış, kamuoyu önünde değerinin yükselmesini sağlamış, üniversitenin durumunu kendi gözlemleri ile anlamaya ve yaptığı konuşmalarla bilimsel incelemeleri yönlendirip, hızlandırmaya çalışmıştır.

     Atatürk’ün 15 Aralık 1930’da İstanbul Üniversitesini ziyaret edişini Dr. Mehmet Reşat Uysal anılarında şöyle anlatıyor:

     “İstanbul Üniversitesi Merkez Binası'ndaki Orta Avlu'da Atatürk'ün Ziyaretini Bekleyenler Yıl 1930, Aralık ayının onbeşi, pazartesi, saat onbire yirmi var... Hava kapalı ve oldukça serin... Darülfünun parkındayım. Gelen bir otomobil sesi. Açık otomobil... Durdu, nerede? Tam, şimdiki Atatürk Anıtı'nın bulunduğu yerde...

     Gazi Mustafa Kemal ve refakatindekiler: Katib-i Umumi Tevfik Rüsuhi, Seryaver Recep ve Kılıç Ali Beyler, otomobilden indiler. Belli ki, bu geliş ansızın olmuş, önceden bildirilmemişti, öyle ki benden ve olsa olsa bir iki kişiden başka ortalıkta kimse yoktu... Yanlarına koştum. İlk gözüme çarpan Atatürk'ün kumral kızıl saçlarıyla koyu koyu mavi gözleri oldu. Kendisini selamladım. Darülfünun'a girdiler, merdivenlerden çıktılar, birinci katta Hukuk Fakültesi Katib-i umumisi Ethem Akif Bey tarafından karşılandılar.

     Darülfünun Eminliği'ne girdiler. İçerde kaldıkları yirmi dakikalık sürede, sonradan öğrendiğime göre, Gazi Mustafa Kemal, Ethem Akif Bey'den Darülfünun Fakültelerinin teşkilatını, yerlerini, fakültede bulunan kız ve erkek talebelerin ayrı ayrı sayıları ile son yıllarda Darülfünun'a giren talebe miktarlarını sormuş... Bu arada büyük ziyareti duyan, Darülfünun Emini, Müderris Muammer Raşit ve Hukuk Fakültesi Reisi, Müderris Tahir Beyler gelmişler, kendilerini takdim etmişler “hoşgeldiniz” demişlerdir. Gazi Mustafa Kemal'in derslere girme isteğini belirtmesi üzerine kendilerine ders programı sunulmuştur. Programı gözden geçiren Gazi Mustafa Kemal Hukuk Fakültesi'nin birinci sınıfını seçmiş ve oraya gitmişlerdir.

     Atatürk, İstanbul Üniversitesi'nde ders dinliyor

     Burada Müderris Tahir Bey'in verdiği dersi bir süre dinlemişler, sonra da hukuk üçüncü sınıfa gitmek üzere ayrılmışlardır. Orada Müderris Mustafa Reşit Bey'in verdiği dersi de bir süre izledikten sonra Darülfünun Eminliği'ne dönmüşlerdir. Kendilerinin burada bulunmadıkları sürede birçok müderris birikmişti. Bunlar teker teker Gazi Mustafa Kemal'e Emin, Müderris Muammer Raşit Bey tarafından takdim edilmişlerdir. Emin bundan sonra Gazi Mustafa Kemal'e Darülfünun'un çalışmaları ve problemleri üzerine de açıklamalarda bulunmuştur.

     Gazi Mustafa Kemal'in arzuları üzerine hukuk üçüncü sınıfa saat yarımda gidilmiş, Müderris Ali Kemal Bey'in verdiği Deniz Ticareti Hukuku dinlenmiştir. Bir süre sonra buradan çıkılmıştır. Gazi Mustafa Kemal koridorda "Darülfünun'un bu sıcak muhitinden insan kolay kolay ayrılamıyor, biraz daha oturalım" demişler ve tekrar eminlik odasına girmişlerdir. Ben de hemen onların arkasından içeri daldım. Müderris Muammer Raşit Bey de: "Onun içindir ki biz de burada ölmek istiyoruz" deyince, Gazi Mustafa Kemal bunu şöyle düzeltti: "Burada ölmek değil, yaşamak isteyiniz! Başarıya ulaşmak için yaşamak, her işte, askerlikte de bir kaidedir."

     Atatürk profesörlerle

     Atatürk, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muammer Raşit ve diğer profesörlerle toplantı yapıyor. Talebelerin arkamdan itmesi ile Gazi Mustafa Kemal'in oturduğu koltuğun yanına kadar vardım. Bundan böyle artık toplantı ve konuşmaların ortasındaydım. Gazi Mustafa Kemal'in, Darülfünun'un teşkilatından bilgi edinmek ve müderrislerini tanımak istediğini sezdim. Bu arada Gazi Mustafa Kemal'e zarif bir tepsi ve güzel bir fincanla kahve sunuldu. Kahveyi içerken Muammer Raşit’e sordu:

     Atatürk: Türkiye'de umumi maarif programı nasıl olmalıdır?

     Muammer Raşit: Maarif programında nazarı ehemmiyete (önemle bakılacak) alınması lazım iki nokta var, biri talim (öğretim) ötekisi terbiye (eğitim).

     Atatürk: Talebenin terbiye-i fikriyyesine (öğrencilerin ideal eğitimine) nasıl hizmet edilmelidir?

     Muammer Raşit: Anakucağında başlayarak, ilk mekteplerden (ilkokul) Ali tahsile kadar cumhuriyet, demokrasi ve milliyet esasları telkin edilmelidir (aşılanmalıdır).

     Atatürk: Peki, ilk mekteplerde öğrencilere cumhuriyet ideali nasıl telkin edilir?

     Muammer Raşit: İlk ve orta tahsilde bu vazifenin nasıl ifa edildiğini iyice bilmiyorum. Darülfünun'da talebelerin cumhuriyet, demokrasi ve milliyet esaslarına göre yetiştirilmelerine çalışıyoruz.

     Atatürk: Darülfünun'un terakkisi (ilerleme ve yükselme) neye mütevakkıftır? (bağlıdır) Muammer Raşit bu konuda ve Müderrislerin çalışmaları üzerinde açıklamalar yaptı. Ancak anlatılanların Ata'ya bir kanaat vermediğini sezdim.

     Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarih konularına geçerek müderrislere: "Eti, Ege, Aka... lardan bahsedelim. Bunlar üzerinde kim konuşacak?... Siz, Fuat Köprülü Bey?" dedi.

     Müderris Fuat Köprülü: Mazur görmenizi istirham ederim, bendeniz Türk Dili edebiyatı ile meşgulüm.

     Atatürk: Ege konusunu konuşalım Ege'nin ilk ahalisi, Ege medeniyetinin sahipleri kimlerdir?

     Bir müderris, ikinci sandalyeler dizisinden, sanırım kapıya yakın ikinci sandalyeden, adını sonradan öğrendiğim eski Grek Müderrisi Fadıl Nazmi Bey, sorulan Ege konusu ile ilgili bir efsane (mitoloji) anlattı. Atatürk bunu sonuna kadar dinledikten sonra: Tarih, Arkeolojik, gerçek paleografik ve filolojik bulgulara dayatılmalıdır, efsanelere değil... Bence, Asia'dan (Anadolu'nun ilk adı) Ege adalarına geldiklerini gösteriyor ve gösterecektir... dedi. Atatürk, bir süre tavana bakarak düşünceli ve üzüntülü göründü, sonra: Gençlerimiz bu konulara yöneltilmelidir, buyurdu. Gazi Mustafa Kemal uzağı aşan, derine varan görüşleri ile tarihçilerimizi uyardı... Gazi Mustafa Kemal ayrılmak üzere ayağa kalktığında Muammer Raşit Bey'in sunduğu, Darülfünun Hatıra Defteri'nin ilk sahifesine şunları yazmıştır:

     'İstanbul Darülfünunu'-nda yüksek profesörler ve kıymetli gençlerle yakından tanıştığımdan çok memnun oldum. İlim timsali olan bu yüksek müessesemizin büyük hizmetleri ile iftihar edeceğimize şüphe yoktur.’

     Gazi daha sonra "Yaşa, Varol, Büyük Başkanımız" sesleri ve alkışları arasında İstanbul Üniversitesi'nden ayrıldı.

Araş. Gör. Dr., Bilal Arık
İ .Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü


 
   

---------------------------------------------------------------------------
Webmaster : webboyut@istanbul.edu.tr
Sık Kullanılanlara Ekle

Sayfamiz 1024*768 Çözünürlükte Hazırlanmıştır.
4.Boyut Design © Copyright 2003

---------------------------------------------------------------------------
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm Hakları Saklıdır.
Kaptanı Derya İbrahim Paşa Sokak 34452 Beyazit / İstanbul
Tel: 0212 512 52 57 (159) Faks: 0212 511 35 02