Türk
sinemasının kuruluşunda ordunun rolü...
Sinemanın
Türkiye’de ilk kurumlaşması Merkez Ordu Sinema Dairesi’nin
(MOSD) kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Alman ordusunda bir
sinema kolunun kurulduğunu ve bu birimin, savaş sırasında
çekilen görüntülerle belgeler oluşturduğunu gören Enver
Paşa, Türkiye’ye döndüğünde, 1915 yılında Merkez Ordu Sinema
Dairesi’ni kurarak sinemanın gelişmesi için olumlu bir adım
attı.
 |
“Sinema
öyle bir keşiftir ki birgün gelecek, barutun, elektriğin
ve kıtaların keşfinden çok, dünya medeniyetinin veçhesini
değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde
oturan insanların birbirlerini sevmelerini, tanımalarını
temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş, düşünüş
farklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük
yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz.”
M. Kemal Atatürk
Sinema,
Fransız Lumières kardeşlerin 28 Aralık 1895’teki ilk film
gösterilerinden hemen hemen bir yıl sonra Türkiye’ye girmiştir.
O dönemin iletişim olanakları düşünüldüğünde, oldukça hızlı
bir giriştir bu. Sinema, diğer Avrupa ülkelerine de neredeyse
Türkiye ile aynı tarihte girmiştir. Sinemanın ilk yıllarında,
Lumières kardeşlerin operatörlerini ve Fransız Pathé firmasını,
her ülkede görmek olasıdır.
Türkiye açısından bakıldığında,
14 Kasım 1914’e kadar, Türkiye’de hep yabancıların çektiği
filmler gösterilmiştir. Bunların büyük çoğunluğunu Lumières’lerin
çektiği filmler oluşturmaktadır. Promio gibi operatörler
Türkiye’de de bir çok belge film çekmişlerdir. Bu operatörler
dışında, Osmanlı uyruğunda olan Manaki Kardeşler, Osmanlı
sarayında ve ülkenin bir çok yerinde çekim yapmışlardır.
Ancak Türk olmadıkları için çektikleri filmler ilk Türk
filmi olarak kabul edilmemektedir.
11 Kasım 1914 tarihinde, Goeben
(Yavuz) ve Breslau (Midilli) zırhlılarının, Odessa limanı
da dahil olmak üzere, diğer Karadeniz kıyılarını bombalamaları
sonucu resmen savaşa girmiş sayılan Osmanlı İmparatorluğu
içerisinde, bu tarihten sonra bazı gösteri ve mitingler
düzenlendi. İlan edilen Cihad-ı Ekber’den sonra, 14 Kasım
1915’te bir miting düzenlendi. Bu miting esnasında, 1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında, Rusların geldikleri
en uç noktayı simgelemek için dikilen Yeşilköy’deki Aya
Stefanos Abidesi yıkıldı. Daha önceden düzenlenen bu miting
sırasında bu anıtın yıkılması planlanmış ve bu yıkımı görüntülemek
için Avusturya’dan bir film ekibi getirilmişti.• Halkın
ulusal duyguları doruktaydı. Bu yüzden, bu yıkım olayının
bir Türk tarafından filme alınması gündeme geldi. Seferberliğin
ilanıyla silah altına alınan Yedeksubay Fuat Uzkınay bu
iş için uygun görülmüştü. Daha önce film gösterimi yapmış
olan Uzkınay hiç film çekmemişti ve bu konuda bilgisi yoktu.
Hemen o esnada, Avusturyalı film ekibi tarafından Uzkınay’a
filmin nasıl çekileceği anlatıldı. Böylece Türk sinema tarihinin
ilk filmi kabul edilen “Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı”
adlı film gerçekleştirilmiş oldu. Bu filmin çekildiği hemen
hemen her kaynakta bulunmasına karşın, sadece kutuları bulunabilmiştir.
Sinemanın Türkiye’de ilk kurumlaşması
Merkez Ordu Sinema Dairesi’nin (MOSD) kurulmasıyla gerçekleşmiştir.
Bu kurumu kuran Enver Paşa, Osmanlı İmparatorluğunun Başkumandan
Vekili ve Harbiye Nazırıydı. Bu görevdeyken Almanya’ya yaptığı
bir gezi sırasında, Alman ordusunda bir sinema kolunun kurulduğunu
ve bu birimin, savaş sırasında çekilen görüntülerle belgeler
oluşturduğunu gördü. Alman ordusu , sinema yoluyla savaş
propagandası yapmakta ve aynı zamanda acemi erlerin eğitiminde
bu yeni buluşu kullanmaktaydı.
 |
Enver
Paşa, Türkiye’ye döndüğünde, 1915 yılında Merkez Ordu Sinema
Dairesi’ni kurarak sinemanın gelişmesi için olumlu bir adım
attı. Bu kurumun başına, Türkiye’de halka açık ilk film
gösterimini yapan Romen uyruklu Sigmund Weinberg getirildi.
Bu birimde görev alanlardan bazıları şunlardı: Fuat Uzkınay
(Weinberg’in yardımcısı), Mazhar Kınay ve Cemil Filmer.
MOSD, ilk başta belge filmler
çekti ama bunlar Padişah’ın ve Enver Paşa’nın özel yaşamıyla
ilgili filmlerdi. Weinberg ve Uzkınay, böyle filmler çekerek
film çekimini öğrendiler ve deneyim kazandılar. Weinberg’in
siyasal düşüncelerle bu görevden uzaklaştırılmasından sonra
bu göreve Fuat Uzkınay getirildi.
Merkez Ordu Film Dairesi için
bir de tüzük oluşturuldu. Üst düzey subaylardan oluşturulan
bir kurulun hazırladığı bu tüzüğe göre MOSD,
1- Cephelerde savaşan birliklerin
harekatıyla ilgili filmleri;
2- Önemli olaylarla ilgili
filmleri;
3- Askeri fabrikalarla ilgili
filmleri;
4- Müttefik ülkelerden gönderilen
yeni silahların kullanılışıyla ilgili filmleri;
5- Manevralarla ilgili filmleri
çekecek ve gösterecekti.
Askeri Müze’nin bir bölümüne
taşınan MOSD, çektiği filmleri burada gösterdi. Yerli ve
yabancı film arşivleri de yapan MOSD, kurmaca filmlere de
el atmaya başladı.
MOSD’nden başka, ordu ve halk
arasında ilişkileri sağlamak amacıyla 1913 yılında kurulan
Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, 1916 yılında aldığı bir kararla
sinema çalışmalarına başladı. Kenan Erginsoy, bu cemiyetin
sinema kolu başkanı oldu. Almanya’dan getirilen aygıtlarla
film çekimine başlayan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, savaştan
görüntüler çekmekle işe başladı. Bunlar, haber filmi niteliğinde
belge filmlerdi.
Bu Cemiyet’in bir üyesi olan
Sedat Simavi’nin girişimiyle, Cemiyet’in Divan Yolu’nda
bulunan binasının alt katında bir stüdyo kurularak film
çalışmalarına hız verildi. Burada, Weinberg’in yetiştirdiği
Yorgo Efendi, film operatörü olarak çalıştı.
Müdafaa-i Milliye Cemiyeti,
kurmaca film alanına da el attı ve iki film yaptı: “Pençe”
ve “Casus”.
30 Ekim 1918’de imzalanan
Mondros Mütarekesi ile MOSD’nin ve Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin
elinde bulunan sinema araçları tehlikeye girmişti. Ordunun
elinde bulunan malzemelerin düşmana devredilmesi gerekiyordu.Askeri
bir kuruluş olan MOSD ve yarı askeri bir kuruluş olan Müdafaa-i
Milliye Cemiyeti de elinde bulundurduğu malzemeleri vermek
zorundaydı. Ama hemen bu duruma bir çözüm yolu bulundu.
Bu kurumların elinde bulunan araç ve gereçler, Kasım 1919’da
Malûlin-i Guzat-ı Askeriye Muavenet Heyeti’ne (Malül Gaziler
Cemiyeti) devredildi. Malül Gaziler Cemiyeti, 1919 yılında
sinema çalışmalarına başladı. Cemiyet ilk olarak “Mürebbiye”
adlı bir filmin çekimine girişti. Filmin yönetmeni Ahmet
Fehim Efendi, görüntü yönetmeni ise Mütareke’den sonra terhis
olan Fuat Uzkınay idi.••• Bu film çekilirken İzmir işgal
edildi. İstanbul’da mitingler düzenlendi ve gösteriler yapıldı.
Filmin çekimini yarıda kesen ekip, bu mitingleri görüntülemeye
başladı. Fatih ve Sultanahmet mitinglerinden alınan görüntüler,
önemli belge filmleri olarak gelecek kuşaklara aktarıldı.
Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin
elindeki araçların Malül Gaziler Cemiyeti’ne devrine ilişkin
resmi karar ise, ancak 1919 yılının sonlarında, Takvim-i
Vekai gazetesinin 3709 sayılı nüshasında yayınlanan “Mülga
Müdafaa-i Milliye’den müdevver sinema alet ve edavatının
meccanen Malülin-i Guzat-ı Askeriye Muavenet Heyeti’ne itasına
dair” kararnameyle yürürlüğe girmiştir.
Savaş sırasında bir başka
sinema kuruluşunu ise Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşturdu.
TBMM Orduları bünyesinde kurulan bu kuruluş Ordu Film Alma
Dairesi’dir. Bu daire, Malül Gaziler Cemiyeti’ne devredilen
sinema araçlarını geri alarak film çekme işini kendi üzerine
aldı.. İşgal güçlerinin, geri çekilirken, köy ve kasabalarda
yaptıkları vahşeti görüntüleyen Ordu Film Alma Dairesi (OFAD),
bu filmleri kurgulayarak, 1922’de “İstiklâl” (İzmir Zaferi)
adlı belgeseli yaptı.
Ordu destekli bu kuruluşlardan
sonra, 1922’de, ilk özel film yapımevi olan Kemal Film kuruldu.
Kemal ve Şakir Seden kardeşlerin kurduğu bu şirket, kurmaca
filmlerin yanı sıra, Kurtuluş Savaşı’nı da belgeleyerek
önemli bir görev üstlendi. Kemal Film 47 adet haber filmi
yaptı. Sinema yazarı Erman Şener’in de vurguladığı gibi,
bunların en önemlisi “Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İzmit
Cephesini Teftişi” adlı filmidir. Bu filmi, Fuat Uzkınay’ın
yerine Kemal Film’de kameramanlık yapan Cezmi Ar çekmiştir.
Ordu Film Alma Dairesi’nin
yaptığı belgeleme çalışmaları da kayda değerdir. Bu dairenin
çektiği önemli belge filmlerden birisi de ordunun İzmir’e
girişidir. Günümüze kadar ulaşan bu görüntüler hala bir
çok belgesel çalışmasında kaynak olarak kullanılmaktadır.
Önemli bir belgesel ise, Fuat
Uzkınay tarafından 1922’de başlanıp 1942’de bitirilen ve
ilk adı “Zafer Yollarında” olan “İstiklal” filmidir. Fuat
Uzkınay’ın Kemal Film adına yaptığı “Zafer Yollarında” filminin
yanı sıra Ordu Film Alma Dairesi’nin şu çalışmalarını da
saymak gerekmektedir: “İzmir Zaferi, Dumlupınar Vekayii”,
“İzmir Nasıl İstirdat Edildi”, “İzmir’in İşgali”, “İzmir’deki
Yunan Fecayii”, “İzmir Yanıyor”, “Gazi’nin İzmir’e Gelişi
ve Karşılanışı”. Bunlardan başka, işgal orduları İstanbul’u
terk ederken, Cezmi Ar tarafından, savaş içinde çekilen
son belge filmi olan, “İşgal Ordularının İstanbul’u Terki”
adlı belge filmi vardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün de
sinemaya önem vermesi ve desteklemesiyle belgeleme çalışmalarına
ve kurmaca filmlere hız verildi.
 |
Türk
yönetmenlerden başka, özellikle Sovyetler Birliği’nden yönetmenler
çağrılarak belgeseller yaptırıldı. Bunlardan en önemlisi,
1970 yılında TRT televizyonunda gösterilirken yasaklanan,
1933 yapımı, Sergey Yutkeviç’in “Ankara Türkiye’nin Kalbi”
adlı belgeseldir. Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamalarından
da görüntüler bulunan filme Yutkeviç’in yanısıra Oskaroviç
Arnştam, Fikret Adil ve Reşat Nuri Güntekin de katkıda bulundu.
Yabancı yönetmenlerden bir diğeri ise, Ha-Ka Film’in (Halil
Kamil’in şirketi) tarafından getirilen Ester Şub’dur. Şub,
1937 tarihli “Türk İnkılabının Terakki Hamleleri” belgeselini
gerçekleştirdi. Bu belgeselin yapım aşamasında Necati Çakuş
ile birlikte üç yıl çalışmıştır. Ester Şub, Dziga Vertov
ile de çalışmış ve onun sinema-göz kuramından yola çıkarak
kendine özgü bir kuram oluşturmuştur: Compilation films
(Derleme Filmleri, Kurgu Filmleri)
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki
belge filmler ve belgesel filmlerin ele alındığı bu çalışmada,
yine Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan kurmaca filmlere
de kısaca değinmek gerekir. Kurtuluş Savaşı’nı anlatan İlk
önemli kurmaca film, Kurtuluş Savaşı’nda onbaşı rütbesiyle
savaşa katılan Halide Edip Adıvar’ın romanından uyarlanan
1923 tarihli “Ateşten Gömlek” filmidir. Muhsin Ertuğrul’un
yönettiği bu film, yine Ertuğrul’un ilklerinden birisidir.
Bu filmden altı yıl sonra,
ikinci bir kurmaca film çekildi. Kurtuluş Savaşı’nı anlatan
bu filmin yönetmeni yine Muhsin Ertuğrul, film ise “Ankara
Postası” filmidir. François de Currel’in La Terre Inhumain
(Acımasız Dünya) adlı yapıtından Reşat Nuri Güntekin’in
Bir Gece Faciası adıyla tiyatroya uyarladığı yapıtın sinemaya
uyarlanmış halidir. Kurtuluş Savaşı’nda Kuva-i Milliyeci
bir subayı anlatmaktadır.
Ertuğrul’un Kurtuluş Savaşı’nı
anlattığı üçüncü filmi 1932 tarihli “Bir Millet Uyanıyor”
filmidir. Senaryo Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’na aittir.
Daha sonra yapılan
kurmaca filmler:
1- İstiklal Madalyası (1948)
– Ferdi Tayfur
2- Unutulan Sır (1948) – Şakir
Sırmalı
3- Vurun Kahpeye (1949) –
Lütfi Akad
4- Ateşten Gömlek (1950) –
Vedat Örfi Bengü
5- Vatan İçin (1951) – Aydın
Arakon
6- Sürgün (1951) – Orhan Murat
Arıburnu
7- Yüzbaşı Tahsin (1951) -
Orhan Murat Arıburnu
8- İstanbul Kan Ağlarken (1951)
– Kâni Kıpçak
9- Fato-Ya İstiklal Ya Ölüm
(1951) – Turgut Demirağ
10- Ankara Ekspresi (1952)
– Aydın Arakon
11- İngiliz Kemal (1952) –
Lütfi Akad
12- İki Süngü Arasında (1952)
– Şadan Kamil
13- Meçhul Kahramanlar (1958)
– Agah Hün
14- Bu Vatan Bizimdir (1958)
– Nejat Saydam
15- Şahinler Diyarı (1958)
– Rahmi Kafadar
16- Beklenen Bomba (1958)
– Muharrem Gürses
17- Düşman Yolları Kesti (1959)
– Osman Seden
18- Bu Vatanın Çocukları (1959)
– Atıf Yılmaz
19- İzmir Ateşler İçinde (1959)
– Osman N. Ergün
20- O’nun Süvarisi (1959)
– Nusret Eraslan (Albay)
21- Ateşten Damla (1960) –
Memduh Ün
22- Kalpaklılar (1960) – Nejat
Saydam (Samim Kocagöz’ün romanından)
23- Ankara Ekspresi (1970)
– Muzaffer Aslan
24- Yorgun Savaşçı (1979)
– Halit Refiğ (TV Dizisi)
25- Küçük Ağa (1983) – Yücel
Çakmaklı (TV Dizisi)
26- Ateşten Günler (1991)
– Ziya Öztan
27- Kurtuluş (1994) – Ziya
Öztan
28- Yaban (1996) – Nihat Durak
29- Atatürk (1999) – Tolga
Örnek
30- Esir Şehrin İnsanları
(2003) – Cafer Özgül (TV Dizisi)
31- Cephane Yolu (Proje Aşamasında)
– Yücel Çakmaklı
Görüldüğü gibi, ilk özel film
yapım şirketi Kemal Film’in kuruluşuna kadar, Türkiye’de
sinema, ordunun kurduğu sinema kuruluşlarıyla ayakta durmakta
ve tutunmaya çalışmaktadır. Bu kuruluşlar anımsanırsa şunlardı:
1- Merkez Ordu Sinema Dairesi
2- Müdafaa-i Milliye Cemiyeti
3- Malül Gaziler Cemiyeti
4- Osmanlı Donanma Cemiyeti
5- Ordu Film Alma Dairesi
Kurtuluş Savaşı sırasında
TBMM Orduları tarafından kurulan sonuncusu da bu kategoriye
konulabilir.
Cumhuriyet’ten önce Enver
Paşa’nın, Cumhuriyet’ten sonra ise Mustafa Kemal Atatürk’ün
çabalarıyla sinema gelişme göstermeye çalışmış, ancak fazla
bir ilerleme kaydedememiştir. Yukarıda sayılan kuruluşların
çektiği belge filmler ve daha sonra bu belgelerin kurgulanmasıyla
oluşturulmuş belgesellerden bir çoğu günümüze kadar gelmiştir.
Bu belge filmler, özellikle savaş sırasında çekilen görüntülerden
oluşmaktadır. Türkiye’de Kara Kuvvetleri Foto Film Merkezi’nde
bulunmaktadır. Diğer bir belge film kaynağı da Sovyet Film
Arşivi’dir.
Türkiye ile aynı yıllarda
film çalışmalarına başlayan Sovyetler Birliği’nde, Lenin’in
“sinema bizim için sanatların en önemlisidir” sözleriyle
desteklediği sinema çalışmaları, Sovyet Sinema Okulu VGIK’in
kurulmasıyla sonuçlanmış ve bu okuldan çok sayıda sinemacı
yetişmiştir. Sovyet sinemasının temeli o dönemde atılmıştır.
Almanya’da Enver Paşa’nın
örnek aldığı Ordu Film Dairesi’nden UFA şirketi doğmuş ve
Alman sinemasının temelini oluşturmuştur. İtalya’da, Mussolini
döneminde kurulan Cinecitta stüdyoları İtalyan sinemasının
gelişmesini sağlamıştır.
Türkiye’de bu işe erken başlanmasına
karşın, uzun bir süre önemli bir gelişme olmamış, sinema
tiyatro etkisinde kalmıştır. Kurtuluş Savaşı ile ilgili
ilk üç film bile aynı yönetmenin elinden çıkmıştır. Lenin’in
Sovyet devrimi için sinemayı kullanması Türkiye’ye uyarlanamamış,
bu yüzden Cumhuriyet Devrimlerini ve Kurtuluş Savaşı’nı
anlatan filmler yapılamamıştır. Sovyetler Birliği işi sıkı
tutmuş, propaganda trenleri düzenleyerek ülkeyi bir baştan
bir başa gezmiş ve bu trenlerde belge filmler gösterilerek
devrimin propagandası yapılmıştır. Gidilen bu yerlerde çekimler
de yapılmış ve bu çekimlerden de bir film ortaya çıkmıştır.
Sinemanın görsel gücü fark edilmişse de, bundan yeterince
yararlanılmamıştır. Uzun süre tek yönetmen egemenliğinde
kalan sinema gelişememiştir. Sadece Sovyetler Birliğinde
değil Almanya’da da sinemanın önemi kavranmış ve Goebels’in
desteğiyle Leni Riefenstahl’a “İradenin Zaferi” filmi yaptırılarak
Nazi propagandası yaptırılmıştır. Türkiye’nin bu iki ülkeyle
ilişkileri, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da gelişmiş durumdaydı.
Ancak Türk sineması bu ülke sinemaları kadar etkili kullanılamamıştır.
Kaynaklar:
1- Atilla Dorsay, Sinema ve Çağımız-1, Hil Yayın, İstanbul,
Nisan 1984.
2- Salih Gökmen, Bugünkü Türk Sineması, Fetih Yayınları,
İstanbul, 1973.
3- Şükaran Kuyucak Esen, Şükran, Türk Sinemasının Kilometre
Taşları, Naos Yayınları, İstanbul, Ekim 2002.
4- Alim Şerif Onaran, Türk Sineması (I. Cilt), Kitle Yayınları,
Ankara, Şubat 1994.
5- Alim Şerif Onaran, Türk Sineması (II. Cilt), Kitle Yayınları,
Ankara, Mart 1995.
6- Nijat Özön, İlk Türk Sinemacısı Fuat Uzkınay, aktaran
Erman Şener, a.g.e., s. 15.
7- Nijat Özön, Karagöz’den Sinemaya – Türk Sineması ve Sorunları,
1. Cilt, Kitle Yayınları, Ankara, Mart 1995.
8- Nijat Özön, Karagöz’den Sinemaya – Türk Sineması ve Sorunları,
2. Cilt, Kitle Yayınları, Ankara, Mart 1995.
9- Erman Şener, Kurtuluş Savaşı ve Sinemamız, Dizi Yayınları-Sinema
Dizisi-1, İstanbul, Ocak 1971.
10- Nebahat Akgün Çomak, Türk Sinemasında Ordu-Merkezli
Sinema Dairesi’nin Önemi ve Yeri-Sinemanın Doğuşu ve Ülkemize
Girişi, İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı 7, İstanbul, 1998.
11- Esra Biryıldız, Atatürk ve Sinema, Marmara İletişim
Dergisi, Sayı 7, İstanbul, Temmuz 1994.
12- Şükran Kuyucak Esen, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Filmleri,
Marmara’nın Sesi Dergisi, Sayı 14, 1985.
13- İ. Altuğ Işığan, Yeşilçam’dan Önce Türkiye’de Sinema
Sektörü, Yeni Film, Sayı 1, İstanbul, Nisan-Haziran 2003.
14- Giovanni Scognamillo, Türk Sinemasının Ekonomik Tarihine
Giriş, Yeni İnsan Yeni Sinema, Sayı 9, İstanbul, Bahar 2001.
| Yrd.
Doç. Dr. Battal Odabaş
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema
Bölümü |