Devletçilik İlkesi;
     Atatürkçü düşünce sisteminin ekonomik teorisi

     Anayasamızda da yer alan “devletçilik ilkesi”, toplumun esenlik ve mutluluğunu sağlayıcı toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri saptayan bir yöntemdir. Genel çizgileri ile özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi devlet eliyle ve araçları ile gerçekleştirmek ilkesidir.

     Cumhuriyetimiz bu yıl kuruluşunun 80. yılını kutluyor. Geçen bu 80 yılın ardından, Atatürk’ün bize miras bıraktığı değerlere acaba ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Cumhuriyetin bize kazandırdıklarının tam olarak bilincinde miyiz?

     Cumhuriyet’in kurulduğu o yıllarda Mustafa Kemal Atatürk ve savaş arkadaşlarının verdiği o zorlu mücadeleyi fiziki olarak yaşamadık. Ama bugün ulus olarak, kimseye boyun eğmeden başımız dik olarak durabiliyorsak, bu bize miras kalan Cumhuriyetimizin bir eseridir.

     Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’ndan bir enkaz devralmıştı. Hem ekonomik, hem de siyasal alanda. Osmanlılar döneminde verilen kapitülasyonlar, ülkeyi yabancı devletlerin serbestçe dolaşabildiği açık bir pazar durumuna getirmiş, dış borçlar artmış, kıt kaynaklarla üretim yapılamaz hale gelmiş ve bunun da ötesinde sermayenin çoğu, azınlıkların ve yabancıların eline geçmiş durumda idi.

     Tam bağımsızlık ekonomik bağımsızlıkla mümkün olacaktı

     Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin içinde bulunduğu durumun acil bir çözüm beklediğinin farkında idi. Kurtuluş Savaşı ile ülke siyasal anlamda bağımsızlığına kavuşmuştu ama tam bir bağımsızlık ancak ekonomik anlamda da bağımsızlığımızı elde etmekle sağlanabilecekti. İşte bu ortamda, ülkeyi ekonomik darboğazdan kurtarılabilecek önlemlerin görüşülmesi amacıyla, İzmir İktisat Kongresi’nin toplanma kararı alınmıştır. Kongre, 17 Şubat 1923 günü, tarım, ticaret ve sanayi çevrelerinden 1135 kişinin katılımı ile başlamış ve 15 gün sürmüştür. Atatürk toplantıyı şu sözlerle açmıştır:

     “Tam bağımsızlık için şu iki prensip vardır: Ulusal egemenlik ekonomik egemenlik ile pekiştirilmelidir. Bu kadar büyük amaçlar, bu kadar kutsal ve ulu hedeflere, kağıtlar üzerinde yazılı genel kurallarla, istek ve hırslara dayanan buyruklarla varılamaz. Bunların bütün olarak gerçekleşmesini sağlamak için, tek kuvvet, en kuvvetli temel: Ekonomik güçtür.”(1)

     Atatürk’ün sözlerinden anlaşıldığı üzere, siyasi başarıların ekonomik alanda bir kalkınma sağlanmadan amacına ulaşması mümkün değildi. Bu nedenle İzmir İktisat Kongresi’nin temel amacı, ekonomik bağımsızlığımızı sağlayacak alternatiflerin ortaya konulması idi.

     Kongre sonucu gözler önüne serilen ülkenin ekonomik tablosu pek iç acıcı değildi. Türkiye tarıma dayalı bir ülke olmasına rağmen, üretimi yapan kesimin büyük bölümü savaşlarda kaybedilmiş ve bu nedenle tarımsal üretim durmuş, topraklar işlenemez hale gelmişti. Temel tüketim malları bile yurt içinde üretilemediğinden ithal edilmekteydi. Üretim konusunda yeterli uzmanlığa sahip kalifiye eleman yoktu. Yatırım yapabilecek kapasitede olan sermaye sahiplerinin sayısı yok denecek kadar azdı. Halk ulaşım olanaklarından yoksundu. Devletin de herhangi bir gelir kaynağı yoktu, çünkü ülke içinde varolan büyük kuruluşları işletme hakkı yabancıların elinde idi.

     Ekonomik hayata müdahale

     Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz tabloyu değiştirebilmek için köklü birtakım önlemler alınması ve ilkeler benimsenmesi şarttı. Bu da, devletin ekonomik hayata müdahalesini gerektiriyordu. Ama bu müdahale, devletin ekonomide kontrolü elinde tutmasından çok, bir lokomotif görevi üstlenmesi demekti. İşte Atatürk’ün “devletçilik” olarak tanımladığı bu politika, kıt kaynakların etkin bir şekilde kullanılması amacı ile, devletin özel girişimcileri yatırım yapmaya özendirmesi, özel girişimcilerin yetersiz kaldığı alanlarda ise kendisinin yatırım ve işletmecilik yapması demekti. Diğer bir deyişle, devletçilik, devlet ve özel sektörün birlikte uyum içinde çalışıp, yetersiz kaldıkları alanlarda birbirlerini tamamlamalarına dayanan ve bu yolla ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesini amaçlayan Atatürkçü düşünce sisteminin ekonomik teorisidir (2).

     Atatürk’ün devletçilik ilkesi esas alınarak, İzmir İktisat Kongresi’nde aşağıdaki düzenlemelere gidilmiştir:

     - Köylü kesime ağır bir yük getiren aşar vergisi kaldırılmıştır, spekülatör ve aracılara fırsat vermeden doğrudan çiftçileri desteklemek amacıyla tarım kredi kooperatifleri kurulmuştur,
     - tarım alanında bilgi sahibi uzman kişiler yetiştirmek amacıyla ziraat okulları ve yüksek ziraat enstitüsü kurulmuştur,

     - hayvancılık ve ormancılığı geliştirmek için önemli girişimlerde bulunulmuştur,

     - sanayiciyi yatırım yapmaya özendirme ve koruma amacıyla teşvik-i sanayi ve gümrük yasaları çıkartılmıştır,

     - bankacılık sektörü geliştirilmiş ve ihtisas bankaları kurulmuştur,

     - yeraltı kaynaklarından etkin bir şekilde faydalanmak amacıyla Etibank kurulmuştur,

     - Cumhuriyetin ilk özel bankası olan İş Bankası kurulmuştur,

     - tekstil ürünleri ve hammaddelerinin üretimini desteklemek amacıyla

     Sümerbank kurulmuştur,

     - küçük esnaf ve sanatkarlarını destekleme amaçlı olarak Halk Bankası kurulmuştur,

     - tarımcılığı geliştirmek amacıyla Ziraat Bankası yeniden yapılandırılmış, banka köylüye çok küçük faizler karşılığında krediler sağlamaya başlamıştır,

     - yerli malların karada ve denizde ucuz tarifelerle taşınmasına geçilmiştir,

     - denizcilik sektörünü desteklemek amacıyla Denizcilik Bankası kurulmuştur,

     - kara ve demiryolları, enerji santralleri, havalimanları ve liman gibi alt yapı yatırımları devlet tarafından yapılmaya başlanmıştır,

     - 1933 yılında ilk 5 yıllık kalkınma planı hazırlanmış ve bu kapsamda İzmit’te kağıt fabrikası, Karabük’te demir-çelik fabrikası, Uşak ve Alpullu’da şeker, Bursa’da merinos fabrikaları ve Paşabahçe Cam Fabrikası kurulmuştur.

     Türkiye Cumhuriyeti, uyguladığı devletçilik politikası ile 1930 yılına kadar, Rusya ve Japonya’nın ardından dünyanın en hızlı kalkınan 3. ülkesi durumuna gelmiştir. 1929-39 yılları arasında dünyada sanayi üretimi %19 artarken, Türkiye’de sanayi üretimi artışı %96 olmuştur. Bu sayede, 1927’de 1000 olan milli gelirimiz, nüfusumuzun hızla artmasına rağmen, 1939’da 1625’e ulaşmıştır.

     Devlet özel sektöre örnek ve yol gösterici olmuştur

     Ülkede tarımcılık alanında yapılan yatırımlarla, köylünün üretim düzeyi ve refah seviyesi artmıştır. Devlet yaptığı ve bizzat işletmeciliğini de üstlendiği yatırımlarla özel sektöre örnek ve yol gösterici olmuştur. Birçok alanda yatırım yapabilecek kapasitede güçlü bir özel sektör oluşturulmuştur. Bütün bunların bir sonucu olarak da, Türk ekonomisi dünyanın en büyük 16. ekonomisi olmayı başarmıştır.

     İşte sermayesi, kaynakları ve işgücü çok sınırlı bir ülke konumundan, 1930’lu yıllarda ekonomik bakımdan dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri durumuna gelmek, Atatürk’ün akılcı ve milliyetçi görüşlerinin bir eseridir. Özel sektörün ve devletin ekonomik hayatta birbirini tamamlaması fikri, devletçilik politikası adı altında uygulanmış ve o dönemde çok başarılı olmuştur.

     Dipnotlar:

     (1) Afet İnan, Devletçilik İlkesi ve T.C.’nin 1. Sanayi Planı, Ankara 1972.
     (2) Fethi Naci, 100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1968, s.69.

     Kaynaklar:

     1- Afet İnan, Devletçilik İlkesi ve T.C.’nin 1. Sanayi Planı, Ankara 1972.

     2 – Fethi Naci, 100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1968.

Yrd. Doç. Dr., Banu Baybars Hawks
İ .Ü. İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü


 
   

---------------------------------------------------------------------------
Webmaster : webboyut@istanbul.edu.tr
Sık Kullanılanlara Ekle

Sayfamiz 1024*768 Çözünürlükte Hazırlanmıştır.
4.Boyut Design © Copyright 2003

---------------------------------------------------------------------------
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi. Tüm Hakları Saklıdır.
Kaptanı Derya İbrahim Paşa Sokak 34452 Beyazit / İstanbul
Tel: 0212 512 52 57 (159) Faks: 0212 511 35 02