Amerikan
Basınında Türk Kurtuluş Savaşı
Bu yazıda Osman Ulagay’ın
“Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı” adlı kitabının
incelenmesini bulacaksınız. Kitapta verilmek istenen, Türk
Kurtuluş Savaşı’nın sadece bir ulusun bağımsızlık savaşı
olmasından öte, Batı’nın Doğu’ya karşı giriştiği emperyalist
saldırılara ve sömürülere karşı da bir savaş olduğudur.
Bu savaşın kazanılması sadece Türk Ulusunun özgürlüğünü
teslim etmeyeceği sonucunu değil, aynı zamanda Doğu’nun
da Batı’nın sömürüsüne karşı koyabileceğinin başarılı bir
ifadesidir.
 |
Türk Kurtuluş
Savaşı, bağımsızlığını geri almaya çalışan bir ulusun sadece
düşmanlarına değil, aynı zamanda tutsaklığı kabul etmiş
kendi siyasi idarecilerine karşı yapılmış bir savaştır.
Her savaş gibi sadece cephede yapılmamıştır. Stratejik unsurlar,
güç dengeleri ve diplomasi savaşın yapıldığı ikincil cephelerdir.
Bütün bu unsurlar aynı zamanda fiili anlamda savaşın yapılmasının
asıl nedenlerini de ortaya koymaktadır. Artık Türk Ulusu
için “ulusal bağımsızlık savaşı”, İtilaf Devletler için
“uluslararası bir güç savaşıdır.”
Osmanlı yönetiminin yenilgiyi
hemen kabullenmesi, bu savaş içerisinde Türk tarafının bir
taraf yani özne olarak değil, paylaşılması gereken bir ganimet
yani nesne olarak kabulünü getirmiştir. Savaşta yenilen
tarafta bulunan Osmanlı İmparatorluğu’nun aksine İtilaf
devletleri bahsettiğimiz ikincil cephede savaşı kaybetmiştir.
Türk Ulusunun Osmanlı’nın hantallaşmış vücudundan kurtularak
içindeki cevherle yeniden bir vücut yaratacağını hesap etmemiş,
kendi aralarındaki çıkar savaşlarına kendilerini kaptırmışlardır.
Bu yazı, bu çıkar savaşlarının taraflarından birinin, günümüz
dünyasının süper gücü, dönemin ise büyük devletler arasında
varolma savaşı veren, kendi sömürgelerine ihtiyaç duyan
Yeni Dünya’nın Türk Kurtuluş Savaşı sırasında ulusal basınında
yer alan haberlerini inceleyen bir kitabin özeti niteliğindedir.
Osman Ulagay’ın kitabının
giriş kısmında da belirttiği gibi, Batı insanının çokça
övündüğü Batı uygarlığını tarihsel anlamda sömürü sistemlerinin
evriminden ayırmak olanaksız gibidir. Daha yetkin sömürü
sistemlerine erişmek dürtüsü, Batı Uygarlığı’nın büyük atılımlar
yapmasını sağlayan etkenlerden biri, belki de en önemlisidir.
Batılı halk yığınları, “Hıristiyan Batı Uygarlığı’nı yaymak”
gerekçesiyle sömürgeciliğin erdemlerine inandırılmış, “Batı
Uygarlığı” deyimi, çoğu kez, sömürülen çoğunluğun, sömürülen
azınlığın çıkarları doğrultusunda şartlandırılmasını sağlamak
için kullanılmıştır.
Batı’nın Osmanlı’ya, Türk’e
düşmanlığı da, tarihsel aşağılık duygusunun yanı sıra, bu
tür şartlandırmaların yaratmış olduğu bir düşmanlıktır.
Yüzyıllar boyu Müslüman Osmanlı Türklerinin tehdidi altında
yaşamış olmanın ezikliğini, bu tehditten çekinmeyecek kadar
güçlendikten sonra bile içinden atamayan Batı insanı, sömürgeleştirme
çabalarına uzun süre karşı koyan Osmanlı İmparatorluğu’nu,
Hıristiyan Batı Uygarlığı’nın bir numaralı düşmanı olarak
görmeye alıştırılmıştır.
Batı toplumuna yön veren güçlerin,
bir yarı-sömürge haline getirmiş oldukları Osmanlı İmparatorluğu’nu
tamamen parçalamak ve paylaşmak çabasına giriştikleri 1918-1923
döneminde de bu tür şartlandırılmaların etkilerini sürdürdükleri
görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan
Ermeni ve Rumların “uygarlık düşmanı” “vahşi” Türklerden
kurtarılması, Türkiye topraklarında bağımsız Ermeni ve Rum
devletlerinin kurulması ve Türk ırkının tarihten silinmesi
amacıyla, Amerikan kamuoyunun büyük bir kesimi tarafından
açılmış bulunan yoğun kampanya bu olgunun somut örneklerindendir.
Ulagay’ın, kitaptaki incelemeye
kaynak olarak 1918-1923 yıllarının Amerikan basınını seçmiş
olması, Türkleri hedef alan bu kampanyanın yakından izlenmesi
olanağını sağlamıştır. Ancak incelemenin gerçek amacı, bu
tür kampanyaların ardına gizlenerek Türkiye’yi çıkarlarına
uygun bir sömürü alanı haline getirmeye çalışan güçlerle,
Kemalist hareket arasındaki hesaplaşmaya biraz olsun ışık
tutabilmek olarak tanımlanmaktadır.
Kitapta, sömürgeci olmamakla
övünen Amerika Birleşik Devletleri’nin, sömürgeciliğin geleneksel
şampiyonları olan büyük Avrupa devletlerinden farkı, Yakın
Doğu’da yeni bir tür yayılma yöntemlerinin denemesini yapması
olarak belirtilmektedir. Aslında temelde yöntemler arasında
farklılık olsa bile, amaçta ve uygulamada büyük farklar
yoktur. Amerika’nın da büyük bir güç olabilmek için bir
başka devletin kaynaklarından yararlanması gerekmektedir.
İnceleme, Amerika’nın en önemli
günlük gazetelerinden biri olan The New York Times’ın 1918-1923
yılları koleksiyonunu, incelenen dönemde ‘Doğu’ sorunlarıyla
ilgili en kapsamlı Amerikan dergisi olan ASIA’nın (aylık)
1920-1923 yılları koleksiyonu, ciddi dergiler olarak tanınan
The Atlantic Monthly’nin (aylık) 1919-1923, Foreign Affairs’in
(üç ayda bir) 1922-1923 yılları koleksiyonlarını tarayarak
gerçekleştirilmiştir. The New York Times’dan yapılan alıntıların
hemen tümü gazetenin beş yıllık koleksiyonundan seçilmiş
kısa haber ya da imzasız yorum niteliğindeki yazılar. Oysaki
yukarıda belirtilen dergilerden aktarılan metinlerin çoğunluğu,
yazarları belli; makale, inceleme yazısı ya da röportajlardan
oluşmaktadır. Tanınmış yazarların ve politikacıların imzalarını
taşıyan bu yazılarda The New York Times’ın hiç değinmediği
ya da kısaca değinerek geçtiği önemli konuların çok daha
ayrıntılı ve derinlemesine bir yaklaşımla ele alındığını,
kişisel yorumlarla değerlendirildiği görülmektedir.
 |
30 Ekim
1918 günü imzalanan Mondros Mütarekesi sonucunda Osmanlı
Devleti ordusu, donanması, demiryolları, haberleşme olanakları
kısacası hemen her şeyiyle İtilaf Devletlerine teslim olmuştur.
Bu olayı okurlarına müjdeleyen The New York Times, Türkiye’nin
geleceği konusunda Türklere söz hakkı tanınamayacağını belirterek,
Osmanlı Devleti’nin bir an önce paylaşılmasını önerilmektedir.
Manda Formülünü savunanlar arasında ABD’nin eski, Türkiye
Büyükelçisi Morgenthau’nun da bulunması dikkati çekmektedir.
Kitaptaki incelenen haberlerin
genel özelliği Türkler hakkında çok ağır aşağılama ifadelerinin
kullanılması; “barbar Türkler”, “vahşi insanlar” “katliam
ve yağmaya dayanan Türklerin hakimiyetleri” ifadeleri özellikle
dikkat çekmektedir. Hatta Amerika “kendini yönetmekten bile
aciz olan bu milletin” yönetimine katkıda bulunmak gibi
erdemli bir görev talip olmaktadır. Özellikle eski Büyükelçi
Morgenthau ülkenin en az birkaç yıl süreyle İtilaf Devletleri
ya da Amerika Birleşik Devletleri’nin mandası altında kalmasının
uygun olacağını ancak böylelikle bağımsız bir Ermenistan
Cumhuriyeti varlığını sürdürmesini ve sağlamlaştırmasının
mümkün olacağını belirtmiştir. (7 Kasım 1918, The New York
Times)
Ulagay’ın kitabındaki en önemli
vurgu, ekonomik çıkarlar üzerine yapılmaktadır. Dönemin
Ermeni ve Rum Lobilerinin ve tarihsel çekişmelerin yanı
sıra Osmanlı toprakları üzerindeki kaynaklar da İtilaf Devletlerinin
iştahlarını kabartmaktadır. Anadolu’daki madenler; verimli
tarımsal alanlar; İstanbul Boğazı’nın ticari bir merkez
ve dağıtım ağı olarak gelişme potansiyeline sahip bulunması,
Uzak Doğu’ya ulaşımda en kısa ve elverişli yolların Anadolu’dan
geçmesi gibi nedenlerle, Osmanlı toprakları önemli sömürü
alanları olarak görülmektedir.
Kitabın arka kapağında 1923
yılında Foreign Affairs Dergisi’nde yazan “Milyonlarca Müslüman’ın
İslam’ın Yenilmez Kılıcı olarak gördüğü Türkiye, Müslüman
olmayan Asyalılar tarafından da desteklenmekte ve Batı’ya
karşı ayaklanışın öncüsü sayılmaktadır” ifadesi yer alıyor.
Ulagay yazının devamında “Mustafa Kemal önderliğindeki Milli
Kurtuluş Hareketi’nin, Doğu’nun Batı emperyalizmine karşı
başkaldırışına öncülük etmiş olduğu gerçektir” diye belirtiyor.
Türk Kurtuluş Savaşı sadece
bir ulusun bağımsızlık savaşı olmasından öte, Batı’nın Doğu’ya
karşı giriştiği emperyalist saldırılara ve sömürülere karşı
da bir savaş olmuştur. Bu savaşın kazanılması sadece Türk
Ulusunun özgürlüğünü teslim etmeyeceği sonucunu değil, aynı
zamanda Doğu’nun da Batı’nın sömürüsüne karşı koyabileceğinin
başarılı bir ifadesidir. Osman Ulagay’ın “Amerikan Basınında
Türk Kurtuluş Savaşı” kitabının asıl ana fikrini de bu düşünce
oluşturmaktadır.
Kaynak:
Osman Ulagay; “Amerikan Basınında
Kurtuluş Savaşı”, Özel Yayın, Mart 1974,
|
Araş. Gör. Ayşe Cengiz
İ .Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü |