Türkiye’de
gerçek anlamda kadın devrimi 1923’le başlar. Mustafa Kemal
öncülüğünde başlayan kadın devrimi Cumhuriyetin ilanıyla
öncelikle eğitim, öğretim ve meslek sahibi olma üzerinde
kendini göstermiştir. Cumhuriyetin ilanından 7 yıl sonra,
yani 1930’da belediye seçimlerine katılan Türk kadını,
1934’te seçme seçilme hakkını kazandı ve her alanda erkeğinin
yanında yer aldı.
Kurtuluş Savaşı sırasında,
Türk kadını büyük bir özveriyle savaşmıştır. Gerektiğinde
cepheye mermi taşımış, gerektiğinde yaralanan askerlerle
ilgilenmiştir. “Türk kadınları bu savaşa tüm benlikleriyle
katıldılar. Onlar, ordunun yardımcı hizmetlerine katkıda
bulunmakla yetinmediler, bununla sınırlı kalamazlardı,
kalmamalıydılar. Sık sık, kavganın tam ortasında ve içinde
yer aldılar.” (Caporal, 1999:21)
 |
Bu
dönemde kadınlara çalışma yaşamında ve toplumu bilinçlendirme,
direnişe çağırma konularında büyük sorumluluklar düşmüştür.
Gördesli Makbule Hanım, Tayyar Rahmiye Hanım, Hatice Hanım,
Fatma Seher Hanım, Nezaket Hanım gibi bir çok kadın savaşın
doğrudan içinde yer alarak ulusal savaşıma katkıda bulunmuşlardır.
Kadınlar tarafından hazırlanan
mitingler halkın bilinçlendirilmesi ve ulusal savaşın
kazanılmasında son derece etkili olmuştur. Özellikle Halide
Edip Adıvar hem yazdığı yazılar hem düzenlediği mitinglerle
o dönemin önde gelen kadınları arasında yer almıştır.
Ayrıca kadınlar, kurulan derneklerde de etkinlik göstermişlerdir.
Savaş sonrasında, Mustafa
Kemal Atatürk, gerçekleştirdiği toplumsal devrimlerle
kadınların toplum içinde iyi bir konum elde etmelerini
sağlayan düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemelerden ilki
kadınların giyimi ile ilgilidir. “Atatürk, kadının görsel
imajıyla ilgili ilk devrimi kadının yüzünden peçeyi atarak
gerçekleştirmiştir. İlk önce kendi eşi Latife Hanımın
yüzündeki peçeyi atan önder, böylece Türk kadınına giysisi
içinde özgürlük tanımıştır.” (Savcı, 1973:81) Böylelikle
Türk kadını daha çağdaş bir görünüme kavuşturulmuştur.
Kadın haklarının
temelini oluşturan en önemli düzenleme ise Medeni Kanunla
getirilen yasal düzenlemelerdir. 1926 tarihli bu kanun
ile çok eşlilik ortadan kaldırılmış ve her alanda kadın-erkek
eşitliği sağlanmıştır. Ayrıca resmi nikah zorunluluğu
getirilmiştir. Böylelikle evlilikler devlet güvencesine
alınmıştır. Bunların yanı sıra kadına da boşanma hakkı,
velayet hakkı ve eşit miras hakkı tanınmıştır. Yani kadınlar
yasal olarak özgürleştirilmişlerdir.
Seçme seçilme hakkı
Kadınlara toplumsal
yaşamda tanınan özgürlüklerin yanı sıra siyasal yaşama
da katılma hakkı verilmiştir. ‘Kadına Seçme ve Seçilme’
hakkı tanınmıştır. “3 Nisan 1930’da Belediyelere seçme
ve seçilme olanağına kavuşmuş, 1934 yılı Aralık ayında
ise Büyük Millet Meclisine üye olma ve genel seçimlere
katılma hakkını elde etmiştir.” (Savcı, 1973:141) Böylelikle
Türk kadını, Atatürk sayesinde bir çok Batı ülkesinden
daha önce siyasal yaşama katılma hakkını elde etmiştir.
1935 Genel Seçimleri’nde ilk kadın milletvekilleri Türkiye
Büyük Millet Meclis’te erkeklerle birlikte yerlerini almışlardır.
Atatürk bu kararı şöyle değerlendirmiştir;
"Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta
bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde,
peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık
tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki
medeni mevkiini salahiyetle işgal etmiş, iş hayatının
her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatla,
Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer
de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının
en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin
birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının
elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır.
"(www.geocities.com/bilimselkemalizm/turkkadini.htm)
Ulu önder Atatürk 30.08.1925
tarihli konuşmasında kadınların toplumsal açıdan ne denli
önemli varlıklar olduğunu şu sözleriyle bir kez daha vurgulamıştır:
“Bir toplum, bir ulus erkek ve kadın denilen iki tür insandan
birleşmiştir. Olanaklı mıdır ki, bir yığının bir parçasını
ilerletelim, ötekine göz yumalım da yığının tümü ilerlemiş
olabilsin? Olanaklı mıdır ki, bir toplumun yarısı topraklara
zincirlerle bağlı kaldıkça öteki yarısı göklere uçabilsin?
Kuşku yok ilerleme adımları iki türce birlikte, arkadaşça
atılmak ve ilerleme ile yenileşme alanında beraber aşamada
bulunmaları gerekir.”
Yani Atatürk Türk toplumunun
kalkınmasının her iki cinsin, kadınla erkeğin, bir arada
kalkınmasıyla olası olduğunu kavramış ve gerçekleştirdiği
tüm devrimleri bu doğrultuda hazırlamıştır.
Kadına
eğitim özgürlüğü
Eğitim alanında da kadının
erkekle eşit olması gerektiği vurgulanmıştır. Kadına eğitim
özgürlüğü sağlanmıştır. Kız çocuklarının okula gönderilmemesi
gerektiği düşüncesi ortadan kaldırılmıştır. “Atatürk'ün
kadının eğitimi konusunda konuşmalarına dört esas üzerinde
durduğu görülmektedir: Kadın - erkek öğretim ve eğitimi
eşit olmalıdır. Kadının en önemli vazifesi analıktır.
Kadın toplum hayatının her yönünde yer almalıdır. Kadın
analık hizmetini ve toplumdaki görevini iyi yapabilmek
için çok sağlam bilgilerle donatılmalı ve faziletli olmalıdır.”
(http://www.tekadam.8k.com/18.html)
Böylelikle toplumsal her alanda kadınla
erkek eşit konuma getirilmiştir. “Kadınlar erkeklerin
malı, mülkü ya da eğlencesi değil, onlar gibi akıl ve
zekalarıyla topluma katkıları olabilecek insanlardır”
(Durakbaşı, 1988: 167) görüşü yaygınlaşmıştır.
Kadının toplum içinde üretken
bir biçimde çalışmaya başlaması ekonomik özgürlüğünü de
elde etmesini sağlamıştır. Gerçekte, Türk kadını tarihin
her evresinde üretken olmuştur. Anadolu’da tarlalarda
çalışanlar çoğunlukla kadınlardır. Ancak bu iş karşılığında
ücret almamaktadırlar.
1934 yılında yayın yaşamına başlayan
Cumhuriyet Kadını Dergisi’nin ilk sayısında yer alan tanıtım
yazısı Cumhuriyet dönemi kadınının niteliklerini de iyi
bir biçimde özetlemektedir: “Cumhuriyet devrinde yaşayan
kadın bir cepheli kadın değildir. Bütün manası ile iş
hayatında olduğu kadar eğlenceli cemiyet hayatında da
kendisini gösteren kadındır. Fikir kadını olduğu kadar
süs kadınıdır. Cumhuriyet kadını fikir mücadelelerine,
edebiyat hareketlerine, spora, ve aynı zamanda ev kadınlığına,
anneliğine ve zevceliğine merbut mükemmel kadındır.” (Davaz
Mardin, 1998:15-16)
 |
Bu tanımlamadan
da anlaşılabileceği gibi Cumhuriyet kadını özel yaşamında
olduğu kadar toplumsal yaşamda da başarılı, kendi iç dünyası
ile olduğu kadar dış dünya ile de barışık kadındır.
1930-1950 yılları arasında Türk
Basını’nda kadını toplumsal yaşama katılması için destekleyen
yayınlar yapılmıştır. Ancak zaman içinde kadın, basın
tarafından yalnızca cinsel bir nesne olarak algılanmıştır.
Bu olgu günümüzde de etkin bir
biçimde yaşanmaktadır. “En ciddi haber programlarının
jeneriği göbek dansözü jeneriğiyle başlatılıp bitirilirken,
yeni yıla girişte tv programlarına cinsel obje olarak
dansöz konulmaktadır.” (Arat, 1997: 69)
Cumhuriyet döneminde kadına her
türlü hak ve özgürlük tanınmış olmasına karşın bugün halen
kadınlarımız ezilmekte ve savaşım vermek zorunda kalmaktadırlar.
Prof. Dr. Bahri Savcı’ya göre bunun nedeni çok açıktır:
“Türkiye, hala, din sömürücülüğünün, sosyo-politik ve
kültürel eskil (arkaik) dogmalarının baskısı altındadır;
düşünmek, düşünlerini demokratik yollarla eyleme geçirmek
için, bu yeryüzünün bütün sorunlarını, us bilim, bilimsel
mantık ölçütleriyle gözden geçirmek-eleştirmek-eyleme
vurmak algısından yoksunluk içindedir.” (Cankat, 1997:7)
Kadın hareketi değil,
Atatürk devrimi
Atatürk döneminde kadınlara
sağlanan hak ve özgürlüklerin, kadın hareketlerinin bir
sonucu değil de, Atatürk devrimlerinin doğal bir sonucu
olması kadın hareketlerinin gecikmesine yol açmıştır.
Ülkemizde kadın hareketlerinin etkinlik kazanmaya başladığı
dönem 1960-1970’li dönemler olmuştur.
1980’li yıllarda, siyasal koşulların
da etkisiyle kadın hareketleri daha da büyük bir hız kazanmıştır.
Bunun en önemli etkenlerini Prof. Dr. Suna Kili şöyle
belirlemektedir: “...1980’li yıllarda, 1982 Anayasasının
da desteğiyle Türk toplumunda dinin etkinliğinin artması,
İslamcı hareketleri destekleyen kadınların varlığı ister
istemez modernleşme, çağdaşlaşma ve kadın hakları konularını
ağırlıklı bir biçimde gündeme getirmiştir.” (Kılı, 1996:15)
Bunun sonucu olarak kadın sorunlarını
kadınlar kendileri ele almaya ve çözümlemeye çalışmaya
başlamışlardır. Bu bakış açısı yayın organlarında da kendini
göstermiştir. Böylelikle kadın sorunlarına duyarlılık
artmıştır. Aynı zamanda sorunların, hakları elde etmekle
çözümlenemeyeceği ve bunları yaşama geçirmenin önemi ortaya
çıkmıştır.
Ülkemizde kadınlar günümüzde
de savaşım vermek zorundadır. Özellikle de meslek yaşamında
artık bir yer edinen kadın bu yerini koruma çabası içerisindedir.
Kadının yerinin evi olduğu geleneksel görüşü yerini kadınların
da erkekler kadar başarılı olduğu bir toplumsal yaşama
bırakmıştır. Ancak günümüzde kadın halen evin ve çocukların
bakımından sorumlu kişi olarak kabul edilmektedir.
Günümüz toplumunda kadınlar hem
iş yaşamında hem aile yaşamında savaşım vermek zorunda
kalmaktadır. Bu durum yalnızca ülkemize özgü bir durum
değildir. Ancak ülkemizde eğitim düzeyinin tüm çabalara
karşın son derece düşük olması kadınların erkek egemen
düşünceyi benimsemelerini kolaylaştırmaktadır.
“Türk kültürü, erkek egemenliğini
meşrulaştıran, ataerkil değerleri yücelten ve kadınları
“kendi yerlerinde” tutan cinsel işbölümünü sorgulamasız
benimseyen bir kültürdür ve kolayca tahmin edilebileceği
gibi “kadınların yeri”, kadınların kendileri tarafından
belirlenmiş değildir.” (Berktay, 1994: 19) Ülkemizde kadınlar
gelenek, görenek ve dinin baskısıyla, eğitimsizlik nedeniyle
erkek egemen toplumun belirlediği sınırlar içerisinde
yaşamaktadır. Evleninceye kadar babasının, evlendikten
sonra kocasının egemenliği altında yaşayan kadın, kendi
kararlarını almaktan yoksun bırakılmaktadır.
Günümüzde Türk kadını yasal olarak
bir çok hak ve özgürlüğe kavuşmuş bulunmaktadır. Ancak
gerçekleştirilmesi gereken en önemli kadın hareketi, bu
hak ve özgürlüklerin toplumda yaygınlaştırılmasını sağlamaktır.
Gerek kadınların, gerek erkeklerin bu hak ve özgürlüklerden
yararlanabilecekleri bir bilinç düzeyine ulaşacakları
bir ortam yaratmaktır.
Atatürk kadınlar için
söyledi...
•
" Şuna inanmak lazımdır ki , dünya üzerinde gördüğümüz
her şey kadının eseridir."
• "Kadınlarımız
erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha çok
bilgili olmak zorunluluğundadır. Gerçekten ulusun anası
olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar."
• “Dünyanın
hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının
üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkan yoktur ve dünyada
hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla
çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu
kadını kadar himmet gösterdim’ diyemez."
• "Kimse
inkar edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde
milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır."
• "Onun için,
hepimiz büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran
ve minnetle ebediye taziz ve takdis edelim."
• “Büyük atalarımız
ve onların anaları, tarihin, olayların tanıklığıyla sabittir
ki, cidden yüksek faziletler göstermişlerdir. Burada birçok
noktalardan sayabileceğimiz o faziletlerin en büyüğü ve
en ehemmiyetlisi kıymetli evlâtlar yetiştirmeleriydi.
Şunu söylemek istiyorum ki, kadınlarımızın umumî vazifelerde
üzerlerine düşen hisselerden başka kendileri için en ehemmiyetli,
en hayırlı, en faziletli bir vazifeleri de iyi anne olmaktır.
Bugünün anaları için gerekli özellikler taşıyan evlât
yetiştirmek, evlâtlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv
haline koymak, pek çok yüksek özelliği şahıslarında taşımalarına
bağlıdır. Bu sebeple kadınlarımız hattâ erkeklerden daha
çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmağa
mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa
böyle olmalıdırlar.”
 |
•
“Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk
tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her
şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir.”
• “Bizim dinimiz
hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep
etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber
olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkeğin
bu ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim
ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla
donanmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi tetkik
edilirse görülür ki, bugün kendimizi bir türlü kayıtlarla
bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında
kadınlar ilim ve bilgi yönünden ve diğer hususlarda erkeklerden
asla geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.”
• “Türk kadını
dünyanın en münevver, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır.
Ağır sıklette değil; ahlâkta, fazilette ağır, ağırbaşlı
bir kadın olmalıdır. Türk kadınının vazifesi, Türk'ü zihniyetiyle,
bazusiyle, azmiyle koruma ve müdafaaya gücü yeter nesiller
yetiştirmektir. Milletin kaynağı, sosyal hayatın esası
olan kadın, ancak faziletli olursa vazifesini yapabilir.
Herhalde kadın çok yüksek olmalıdır.”
• “Türkiye Cumhuriyeti’nin
esas düşüncesi, kadınları değil, erkekleri dahi, savaş
meydanına götürmemektir. Fakat Türk Milleti'nin yüksek
varlığına, herhangi taraftan olursa olsun ilişildiği zaman,
işte o vakit Türk kadınları Türk erkeklerinin bulunduğu
yerde hazır ve gözleyici ve faal olacaklardır. Bu, insanlığın
yüksek huzuru, sükûnu ve dünya insanlığı için lâzım bir
ödev olduğundandır ki, Türk kadını bunu yapacaktır ve
yapagelmektedir ve yapar.”
• “Bizim toplumumuzun
başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz
ilgisizlik, kusurdan doğmaktadır. İnsanlar dünyaya alnında
yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir. Yaşamak
demek faaliyet demektir. Bu sebeple bir toplumun bir organı
faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum
felcolmuştur. Bir toplumun hayat çalışması ve muvaffak
olması için çalışmanın ve muvaffak olabilmenin bağlı olduğu
bütün sebep ve şartları benimsemesi gerekir. Bundan ötürü
bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları
aynı derecede hem erkek, hem de kadınlarımızın edinmeleri
lazımdır. Malumdur ki, her safhada olduğu gibi sosyal
hayatta dahi iş bölümü vardır. Bu umumi iş bölümü arasında
kadınlar kendilerine ait olan vazifeleri yapacakları gibi
aynı zamanda sosyal topluluğun refahı, saadeti için gerekli
gündelik çalışmaya dahil olacaklardır.”
• “Kadının en büyük vazifesi
analıktır. İlk terbiye verilen yerin, ana kucağı olduğu
düşünülürse bu vazifenin ehemmiyeti layıkıyla anlaşılır.
Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir.
Bugünün gereçlerinden biri de kadınlarımızın her hususta
yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da alim
ve teknik bilgi sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri
bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar
sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin
yardımcısı ve koruyucusu olacaklardır.”
• “Arkadaşlar,
Türk milleti çok büyük vak'alarla ispat etti ki, yenilik
sever ve inkılapçı bir millettir. Son senelerden önce
de milletimiz yenileşme yolları üzerinde yürümeye, sosyal
inkılaba teşebbüs etmemiş değildir. Fakat hakiki neticeler
görülemedi. Bunun sebebini araştırdınız mı? Bence sebep
işe esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır. Bu hususta
açık söyleyeceğim: Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın
denilen iki cins insandan meydana gelir. Kaabil midir
ki bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine müsamaha
edelim de kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin?
Mümkün müdür ki bir topluluğun yarısı topraklara zincirlerle
bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe
yok yükselme adımları, dediğim gibi, iki cins tarafından
beraber, arkadaşça atılmak ve ilerleme ve yenilik alanında
birlikte yol alınmak gerektir. Böyle olursa inkılap muvaffak
olur.”
• “Ey kahraman
Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
• “Anaların bugünkü
evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit
değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan
evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal
bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına
bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hatta erkeklerimizden
çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya
mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.”
• “İnsan topluluğu
kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir.
Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim,
ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin.
Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle
bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”
• “Dünyada hiçbir
milletin kadını, "Ben Anadolu kadınından daha fazla
çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu
kadını kadar hizmet gösterdim" diyemez.”
Kadınlarımız haddizatında içtimaî
hayatta erkeklerimizle her vakit yanyana yaşadılar. Bugün
değil, eskiden beri, uzun zamandan beri kadınlarımız erkeklerle
başabaş mücadele hayatında, ziraat hayatında, geçim temininde
erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak yürüdüler.
Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı
süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman
karışsında buldular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği
ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin
var olması imkanını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve
kadınlarımız olmaktadır.”
• “Kimse inkar edemez ki,
bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini
tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan
odun ve keresteyi getiren, mahsulleri pazara götürerek
paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün
bunlarla beraber sırtıyla, kağnısı ile kucağındaki yavrusuyla,
yağmur demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar,
hep o ilahi Anadolu kadınları olmuştur.”
• "Bazı
yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştemal
veya buna benzer birşeyler asarak yüzünü, gözünü gizler
ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya
yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder?
Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip
şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç
gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır".
• "Şunu ilave edeyim ki! Türk ırkının dünyanın en
güzel ırkı olduğunu tarihten bildiğim için, Türk kızlarından
birisinin dünya güzeli seçilmiş olmasını çok tabii buldum.
Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu hatırlatmayı
da lüzumlu görürüm: Övünç duyduğumuz tabii güzelliğinizi
fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık
olunuz ve bu gelişmelerin aralıksız gerçekleşmesini ihmal
etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz
şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek
kültürde ve yüksek faziletle dünya birinciliğini elde
tutmaktır."
• "Türk
kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış
ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz."
• "Kadınlarımız
için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken
alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve
kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben
muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında
kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak
şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla
şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."
Kaynaklar:
1- Necla Arat, Susmayan Yazılar Eğitim, Laiklik, Kadın
ve Siyaset Üzerine, Say Yayınları, İstanbul, 1997.
2- Atatürk ve Çağdaş Türk Kadını, www.tekadam.8k.com/18.html,
27.08.2003.
Atatürk ve Türk Kadını, 3-3-www.geocities.com/bilimselkemalizm/turkkadini.htm,
27.08.2003.
3- Fatmagül Berktay, Kadın Hareketlerinin
Kurumlaşması “Türkiye’de Kadın Hareketi Tarihsel Bir Deneyim”,
Metis Yayınları, İstanbul, 1994.
4- Füsün Cankat, Atatürkçü Düşünce Işığında
Kadın, Cenkler, İstanbul, 1997.
5- Bernard Caporal, Kemalizmde ve Kemalizm
Sonrasında Türk Kadını II, Çev. Ercan Eyüboğlu, Cumhuriyet
Yayınları, İstanbul, 1999.
6- Aslı Davaz-Mardin, Kadın Süreli Yayınları Bibliyografyası:
1928-1996 Hanımlar Alemi’nden Roza’ya, Kadın Eserleri
Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Yayını, İstanbul, 1998.
7- Ayşe DURAKBAŞI, Tarih ve Toplum,”Cumhuriyet
Döneminde Kemalist Kadın Kimliğinin Oluşumu”, Mart 1988,
sayı 51.
8- Suna Kili, Türkiye’de Kadın Olmak,
Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Necla ARAT, Say Yayınları,
İstanbul 1996.
9- Kemal Savcı, Cumhuriyetin 50. Yılında
Türk Kadını, Cihan Matbaası, Ankara, 1973.
10- www.atatürk.net
|
Yrd.Doç.Dr
Aslı Yapar Gönenç
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü
|