Atatürk'ün
"Türk Devrimi" dediği toplumsal değişme ve oluşmanın
değişmez ilkeleri, "Atatürk İlkeleri" adıyla
Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşama felsefesinin ana kaynağı
olmuştur. Atatürk ilkeleri, Türk devriminin dayandığı
temel düşünce ve inançların özüdür. Devrimler, yeni Türkiye'nin
ruhu, ilkeler de bu ruhu yaşatan gücün kaynağıdır.
 |
Atatürk
devrim modelinin özellikleri, dayandığı temel ilkeler
ulusal bağımsızlık savaşında belirginleşmeye başlamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, Bağımsızlık Savaşı’nı, bu savaşın
niçin yapıldığını, hangi amaca yönelik olduğunu anlatan
Büyük Söylev’i “1919 yılı Mayıs’ının 19. günü Samsun’a
çıktım” tümcesiyle başlar. “Daha İstanbul’dan çıkmadan
önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak
basar basmaz uygulamasına başladığımız karar” olarak belirlediği
amaç”ulusal egemenliğe dayalı, bağımsız bir Türk Devleti
kurmaktır.
Atatürkçülük Türk Ulusal Kurtuluş
Savaşıyla doğmuş, bir yandan anamalcı, elkoyucu dış güçlere
karşı; öbür yandan da bu dış güçlerle işbirliği içine
girmiş olan imparatorluk yöneticilerine karşı yürütülen
ve utku ile sonuçlanan savaşımla oluşmaya başlamıştır.
O halde Atatürkçü düşüncenin
başlangıcında elkoyuculuğa karşıtlık vardır, bu ideoloji
yayılmacılığa karşıdır.
Atatürk Devrimi toplum yaşamında
kişi egemenliğini reddeder. Türk Kurtuluş Savaşı ilk başından
beri kişi egemenliği yerine ulus egemenliğini benimsemiş;
ulusun katıldığı bir eylem olarak ortaya çıkmış; tüm Anadolu
halkı Kurtuluş Savaşı için siyasal planda örgütlenmiş,
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yönetiminde,
bir ulusal eylem olarak gelişmiştir. Türk Kurtuluş Savaşı
ulusal bir eylem olduğu kadar laik bir eylemdir.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın amacı
dış düşmanları, elkoyucu güçleri çizdiği, saptadığı ulusal
sınırların dışına atmak, bu sınırlar içinde her yönden
ekonomide, ekinde, siyasada, yönetimde, ticarette, adliyede,
askerlikte hasılı her şeyde tam bağımsız bir devlet ve
toplum yaratmaktır.
O halde Atatürkçülük, ulusun
egemenliğine dayalı ulusçu, laik, tam bağımsızlık isteyen
bir düşüncedir. Sömürüye yönelik ekonomik ve ticari ilişkileri
reddettiği gibi ulusal bağımsızlığa, ulusal egemenliğe
ters düşen ideolojileri de reddeder.
Atatürkçü düşünce Batı’nın elkoyucu
güçlerine karşı verilen Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan
doğmuştur, ama amaçladığı toplum ve devlet yapısı Batı’nın
akla, pozitif bilime dayalı çoğulcu, özgürlükçü demokrasi
anlayışıdır. Bu çağdaş uygarlık, çağdaş düşünce olarak
tanımlanmıştır.
 |
Çağdaşlaşma
en son aşamada her alanda insanın özgürleşmesi, toplum,
devlet yaşamında, inançlarda, değerler sisteminde, ahlakta
erdemli olması, dogmalardan kurtulup usu ve bilimi, bilimsel,
laik düşünceyi dünyasal işlerin yol göstericisi olarak
kabullenmesi ve insan olmaktan gelen özdeksel ve tinsel
tüm gereksinmelerine olumlu yanıt verecek düzeni kurmasıdır.
Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak
Türk toplumunun yapısını değiştirmekle olanaklıdır. Toplum
yapısını değiştirmek, çağdaş bir toplum ve devlet yaratmak
için Atatürk ideolojisinin öngördüğü ilkelerin içeriğini
kısaca özetlemek gerekirse:
Amaçlanan toplumda yönetim biçimi
Batı’nın demokrasi anlayışıdır. Bu “Cumhuriyetçilik” olarak
belirlenmiştir. Tüm ulusun egemenliği düşüncesini içerir.
Bu yönetim anlayışında sınıf, zümre, aile, kişi egemenliğine
yer verilmez. Birinci ilke budur.
İkinci ilke milliyetçiliktir.
Atatürkçülükte milliyetçilik, ulusal sınırlar içinde yaşayan,
aynı yazgıyı, aynı kıvancı, aynı ülküyü, Türk ulusunun
bireyi olma, ulus olma bilincini paylaşan herkesi Türk
saymaktır. Bu milliyetçilik, anasoycu, saldırgan, yayılmacı
değildir. Öbür ulusların varlığına saygılıdır. Tüm ulusları,
insanlık evreninin saygınlığı, onuru, kişiliği, ulus ve
insan olmaktan doğan hakları ve ödevleri bulunan birer
topluluk olarak görür. Ulusların, devletlerin zayıf, güçsüz
ulusları, henüz uluslaşmamış toplumları sömürmesine, onları
egemenliği altına almasına karşıdır. Bu yönüyle Atatürkçülükte
milliyetçilik; insancıl, evrensel boyutlara ulaşmıştır.
Bu iki ana düşünceden yani cumhuriyetçi,
ulusçu temelden bir çağdaş toplum ve devlete gidilecektir.
Atatürkçü düşüncenin kalkınmak, çağdaş olmak için öngördüğü
uygulama öbür ilkeleri ortaya çıkarmıştır. Uygulama “halkçı,
“devletçi”, “laik” ve “devrimci” olacaktır.
Nasıl milliyetçilik anlayışı,
uluslar topluluğu içinde güçlünün güçsüzü sömürmesine,
ezmesine, egemenliği altına almasına karşı ise, halkçılık
ilkesi de hangi ulus için olursa olsun o ulusun yaşamında,
toplum ve devlet yapısında bir sınıfın, bir zümrenin,
bir ailenin başka sınıflar, zümreler ve aileler üzerinde
egemenlik kurmasına karşıdır. Çoğunluğun, halkın yararına
olmayan girişimlere, ayrıcalıklara olanak tanınamaz. Devlet
yaşamında yasalar, uygulamalar halka dönük olmalıdır.
Halkçılık hem yönetsel, hem ekonomik açıdan emeğiyle geçinenlerin
ön planda tutulmasını öngörür.
Atatürkçülük çağdaş olma amacında
devleti baş görevli sayar. Devlet yasalarla, üst yapıda
yapılan değişikliklerle sağlanan hakları, alt yapıda gerçekleştirilecek
değişikliklerle, sağlanacak olanaklarla desteklemedikçe,
güçlendirmedikçe halkın koruması, geleneksel toplum yapısının
değiştirilmesi olanaksızdır. Devlet ekonomiye hem düzenleyici,
hem de işletmeci olarak girecek, ekonomiyi tüm ulusun,
halkın yararına yönlendirecektir.
Atatürkçülükte özel girişime
karşıtlık yoktur. Fakat devlet, özel girişimin ulusun
özdeksel olanaklarını halkın, kamunun aleyhine sömürmesine,
bu doğrultuda gelişmesine de karşıdır. Devlet ekonomide
düzenleyici ve işletmeci olarak hem halkın hem ülkenin
sömürülmesini önleyecek, hem de gelir dağılımında, yaratılan
değerlerin paylaşılmasında büyük kitlenin, halkın yanında
yer alacaktır.
Atatürkçülük laik bir ideolojidir.
Toplum ve devlet yaşamının her alanında, her uygulamasında
ölçü, us ve bilim olacaktır. Dinsel kuralların, çağdışı
kalmış geleneklerin, bağlantıların devlet yönetiminde
yeri yoktur. Dünya işleriyle dinsel işler birbirinden
ayrı konulardır. Herkes dinsel inancında özgürdür. Dinsel
inancından ötürü kınanamaz. Fakat bunun yanında devlet
dinsel ayrıcalıklar tanınmasına, dinsel-mezhepsel güçler
oluşturularak bunlarla toplum ve devlet yaşamında etkinlik
kazanılmasına da olanak tanımaz.
Atatürkçülük dogmatik bir düşünce
de değildir. Toplumun değişen, gelişen yeni koşullar karşısında
yeni gereksinimlere ve çözümlere gereksinim duyan, yaşayan
bir varlık olduğunu kabul eder. Atatürkçülük bu değişmeye
koşut olarak yenileşmeyi “devrimcilik” olarak belirlemiştir.
Bu Atatürkçülüğü eskimekten, çağdışı kalmaktan, dogmalaşmaktan
kurtaran ilkedir. Toplumun gelişmesi, değişmesi karşısında
katı, değişmez, kalıplaşmış, daima doğru, geçerli sanılan
kurallar yeni oluşumlara, yeni gereksinimlere yanıt veremez.
O halde ideoloji, kendisini çağdışı bırakacak sınırlandırmalardan
kaçınmalıdır. Atatürkçülük bunu yeğlemiş ve “devrimcilik”
ilkesiyle Türk devrimini sürekli bir devrim niteliğinde
almıştır. Atatürkçülük saptadığı amaçlar bütününe, Türkiye’nin,
çağın koşulları ve gerekleri içinde henüz ulaşamamış bir
devrimdir. Atatürkçülük, uygulamada ilkelerin itici, yapıcı
ve yönlendirici işlevini göz önünde tutmayı, sürekli ve
ulusal devrim anlayışıyla ilkeler doğrultusunda devlet
ve toplum yaşamını yönlendirmeyi öngörür ve ancak bu yöntemle
çağdaş uygarlık düzeyine çıkabileceğini, çağdaşlığın sürdürülebileceğini
varsayar.
Çağdaş uygarlığı yakalamada temel
rehberimiz:
Atatürk İlkeleri
Atatürk devrimlerinin, diğer
bir deyişle, toplum yaşamımızdaki siyasi, sosyal ve ekonomik
plandaki atılımların temeline inebilmek için, yüce liderin
gerçekleştirmek istediği amacı çok iyi bilmek gereklidir.
Ulu önder “yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin
amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını bütünü ile modern ve
tüm anlam ve biçimleriyle uygar bir sosyal toplum haline
getirmektir. Devrimlerimizin temel ilkesi budur” demiştir.
Atatürk devrimlerinin önemi,
bu devrimlerin hangi amaca varmak için yapıldığının bilinmesi
ile daha iyi kavranabilir.
Devrimlerin temel ilkesi, bizzat
devrimlerin büyük mimarı tarafından açıklanmıştır: Bu
da, çağdaş uygarlık düzeyine erişmektir.
Uygarlık duran değil sürekli
olarak gelişen, ilerleyen, yenilikler getiren bir kavramdır.
Onun için, her şeyden önce, uygarlık yolunda yenilenmeyi,
ilerlemeyi, değişmeyi durduran engelleri ortadan kaldırmak
gerekir. Bu açıdan Atatürk, devrimlerinin temeline laiklik
ve eğitim birliğini oturtmuştur. Laiklik ve eğitim birliği
temeli üzerinde, toplumun işlerini yalnızca akıl yolu
ile ve değişen ihtiyaç ve durumlara göre yürüten, çağdaş
uygarlık düzeyinde, özgür Türk devletini kurma çabasına
girmiştir.
 |
Atatürkçülükte
eylem ve düşün iç içedir; birbirinin destekleyicisi ve
tamamlayıcısıdır. Atatürk Devrim Modeli’nde “birlik”,
“otorite” ve “eşitlik” sorunları, özellikle 6 ilke’de
düşünsel yönünü bulmuştur. Kuşkusuz ulusal kimlik sorununun
çözümü ulus oluşturulması, ulus varlığının pekiştirilmesi
ve “birlik” sağlanması için zorunlu olmuştur. “Otorite”
sorununun çözümü ise devletin varlığı ve güçlülüğü için
gerekliydi. “Eşitlik” de çağdaşlaşma ve yurttaşlık durumunun
sağlam ve sağlıklı bir temele oturması için çok önemli
bir koşuldur.
Atatürk Devrim Modeli’nin yeterli
bir değerlendirmesi onun temel düşün kaynağı olan bu altı
ilkenin incelenmesine bağlıdır. Söz konusu ilkeler Atatürk
Devrim Modeli’nin “birlik”, “otorite”, “eşitlik” sağlama;
devleti güçlü, toplumu çağdaş düzeye ulaştırıp mutlu kılma
amaçlarına yöneliktir.
Atatürk, 16 Mayıs 1919 tarihinde
Bandırma Vapuru’nda Samsun’a doğru yol alırken, gelecekteki
Türk devletinin genel yapısının ne olacağını iyice hesaplamıştı.
Bu düşüncesi, büyük zaferi kazandıktan sonra da, Cumhuriyeti
ilan ettiği günde de devrimleri gerçekleştirdiği yıllarda
da hiç değişmemiştir; Ulusal egemenliğe dayalı, batılı
anlamda bir devlet kuracaktı. Bu devlet Türk olacaktı,
uygarlığa açık olacaktı, halka dayanacaktı, durmaksızın
gelişecekti.
Laiklik
“Bizim dinimiz, akla uygun ve
en doğal bir dindir. Ancak bundan dolayıdır ki son din
olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, bilim ve tekniğe,
mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen
uygundur. Müslümanların toplumsal hayatında hiç kimsenin
özel bir sınıf halinde varlığını koruma hakkı yoktur.
Kendilerinde böyle bir hakkı görenler, dini emirlere uygun
harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz
eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmek mecburiyetindeyiz.
Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için
bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.”
M. K. Atatürk
Aslında, dinsel-geleneksel bir
siyasal otoriteye karşı ulus egemenliğine dayalı bir devlet
kurduğu için laiklik tüm altı ilkenin eksenini oluşturmaktadır.
Bu bakımdan son derece önemli bir ilkedir. Cumhuriyetçilik
ile birlikte yeni devletin siyasal biçimini, halkçılık
ile birlikte toplumsal özelliklerini, milliyetçilik ile
çağdaş ve ilerici milliyetçilik olarak yeni bütünleştirici
ideolojinin önemli bir parçasını ve devletçilik ile birlikte
ekonomik yapıyı belirlemektedir. Devrimcilik ise, laikliğin
güncel olarak özüdür.
Atatürk, laiklik ilkesini, ileri
sürülen bazı görüşlerin tersine, siyasal olduğu kadar,
toplumsal bir yaklaşım olarak da benimsemiştir. Amaç,
hukuk, eğitim, kültür alanlarını dinsel dogmaların denetiminden
kurtarmaktır. Aslında Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının
karşı olduğu durum dinsel dogmaların, toplumun tüm yaşamını
egemenliğine almış olması ve siyasal iktidarın da dine
dayalı bulunması olmuştur.
Laiklik, terim olarak, din ile
dünya, özellikle din ile devlet işlerinin ayrılması anlamını
taşır. Fakat, Atatürk laikliğin daha geniş ve kendine
özgü bir anlamı vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik
ilkesi, kişilerin vicdan ve ibadet hürriyetlerini sağlamak
ve korumak, dini faaliyetlerin iman ve ibadete inhisar
ettirilmesini, dünyevi müesseseleri ve faaliyetleri bilimsel
ve en ileri teknolojiyi yol gösterici olarak yürütmeyi
sağlamak, dinin hakkını dine, devletin hakkını devlete
vermek amaçları ile uygulanan, dini devletten ayıran bir
ilkedir. Laiklik ilkesi, Türk Devletinin diğer ilke ve
esaslarını bütünleyerek güçlendirir. Dinin, dini olmayan
hususlardan ayrılmasını tespit edecek esasların uygulanmasını
gerçekleştirerek dinin özüne dönmesini, bu suretle kişilerin
‘bütün sadeliği’ ile dindar olmalarını sağlar.
Atatürk, devlet idaresinde, bütün
kanunların, nizamların ve usullerin din kurallarına değil,
bilimsel esaslara ve en ileri teknolojiye, yurt ile dünya
ihtiyaçlarına göre düzenlenmesini ve uygulanmasını öngörmüştür.
Böylelikle, bilimsel esaslar ve modern teknoloji, yaygın
ve etkili bir biçimde kullanılarak, Türk toplumundaki
bütün müesseselerin çağın gereklerine uygun bir şekilde
değişip gelişmesi sağlanacaktır.
Atatürk laikliği, dine, akılcı
yoldan yaklaşır. Böylece insan aklının soracağı sorulara,
yine insan aklının bulacağı cevapları benimser. Ancak
bunun dışında insan aklının cevabını veremeyeceği sorulara
insan ile Allah’ı birbirine bağlayan dinde cevaplar bulunacağı
fikrine de müdahale etmez. Böyle bir yaklaşım, dinde taassubu
ve hurafeleri önler. Kendi dinlerinden başka dinlere,
inananlara ve inanmayanlara karşı, insanlarda hoşgörüyü
geliştirir. Laiklik, din ve mezhep kavgalarını önler.
Milli birlik ve beraberliğin sağlanması için şarttır.
Gerçek din, böyle bir ortam içinde doğru olarak öğrenilir.
Bu bakımdan Atatürk laikliği, din müessesesinin vazifesini
tam olarak yapmasına izin vermektedir.
Atatürk Devrimi ve Atatürkçü laiklik anlayışı ülkenin
geçmişi ve geleceğinde yazgının değil, kişinin ve devlet
siyasasının önemli ve sorumlu olduğunu vurgulamakta ve
yazgıcılığı reddetmektedir.
Milliyetçilik
“Türk ulusu insanlık ailesinin
yüksek ve şerefli bir organıdır. Bu bakımdan bütün insanlığı
sever, ulusal çıkarlarına dokunulmadıkça, başka uluslara
karşı düşmanlık beslemez ve telkin etmez. Türk milliyetçiliği,
bütün çağdaş uluslarla bir uyum içinde yürümekle birlikte,
Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız
kimliğini korumayı esas sayar. Bu nedenle ulusal olmayan
akımların yurda girmesini ve yayılmasını istemez.”
M. K. Atatürk
 |
Atatürkçülüğün
birlik ve beraberlik yaratma konusundaki ilk temel ilkesi,
milliyetçiliktir. Atatürk “Bir milletin, diğer milletlere
oranla doğal veya sonradan kazanılmış, özel karakter sahibi
olması, diğer milletlerden farklı bir özellik göstermesi
genellikle onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye
çalışması niteliğine milliyetler prensibi denir. Bu prensibe
göre her kişi ve her millet kendi hakkında iyi niyet,
topraklarına bizzat kayıtsız sahip çıkmayı istemek hakkına
ve bu hakkın kullanılmasını önleyen veya sınırlayan engelleri
ortadan kaldırmak hak ve hürriyetine sahiptir. Bu prensip,
bize hangi milletlerin hür, hangilerinin hürriyetinden
şu veya bu şekilde yoksun olduklarını, yani millet adını
taşımaya layık olmadıklarını kolaylıkla gösterir” diyerek
milliyetçilik kavramını tanımlamıştır.
Türk milleti dil, kültür, ideal
birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu,
doğal, toplumsal, ekonomik ve siyasal bir bütündür. Atatürkçülük
esaslarına uyarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumak,
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milletinin görevidir.
Türk milliyetçiliği her ilerlemenin
ve kurtuluşun esası olarak kabul ettiği hürriyeti amaç
edinmiştir.
Atatürkçülüğün öngördüğü, Türk
Devletinin dinamik ideali; Türk Milletinin refahını, zenginliğini,
mutluluğunu ve varlığını yükseltmeyi sağlayacak hedefleri
kapsamaktadır. İç politika ve dış politika aynı hedefleri
ele geçirmeyi amaçlamalı ve bu amaçla bütün faaliyetler
milli güce dayalı ve milli gücün arttırılmasına yönelik
olmalıdır.
Atatürkçülüğe göre, “Türk milliyetçiliği,
ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve
ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla
bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel
karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumaktır.”
Türk milliyetçiliğine göre, Türk
milleti ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası
temas ve ilişkilerde, bütün milletlere paralel yürür.
Onlarla uyum sağlar. Bütün milletleri ve insanlığı sever.
Bu bakımdan Türk milliyetçiliği medeni insanlık içinde,
onun bir unsuru olarak insanlığın yükselmesine ve bütün
milletlerin mesut ve zengin olmasına yönelik örnek bir
milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliği şeref, onur ve çıkarlarına
ilişilmesine asla izin vermez.
Halkçılık
“Türkiye Cumhuriyetini kuran
Türk halkına Türk milleti denir... Türkiye halkı ırk,
din ve kültür bakımından birbirine bağlı, karşılıklı sevgi,
saygı ve özveri duygularıyla dolu, kader birliği yapmış
ve menfaatleri ortak olan sosyal bir toplumdur... Bizim
hükümetimiz tam bir demokrat hükümetidir. Lisanımız da
“Halk Hükümeti” diye anılır.”
M. K. Atatürk
Atatürkçülükte halkçılık, yurdu
ayrıcalık iddialarından ve sınıf kavgalarından koruyan
bir ilkedir. Halkçılığın birinci unsuru demokratlıktır.
İkinci unsur, milletin genel hakları dışında hiçbir kişiye
veya topluluğa ayrıcalık tanımamaktır. Üçüncü unsur, sınıf
mücadelesini kabul etmemektir. Halkçılık, Milli Mücadele’nin
ilk gününden başlamış ve gittikçe kuvvetlenmiştir.
Atatürk; “Demokrasi (Halkçılık)
esasına dayalı hükümetlerde, egemenlik, halka, halkın
çoğunluğuna aittir. Demokrasi prensibi, egemenliğin millette
olduğunu, başka bir yerde olmayacağını gerektirir. Bu
şekilde, demokrasi prensibi, siyasi kuvvetin, egemenliğin
kaynağına ve yasallığına temas etmektedir” diyerek, demokrasinin
halkçılığın bir sonucu olduğunu vurgulamıştır.
Atatürkçülükte Halkçılık anlayışının
ikinci unsuru, milletin genel hakları dışında hiçbir kişiye
veya zümreye ayrıcalık tanımamaktadır. Atatürkçülük, yasalar
önünde eşitliği gerektirir ve toplumun varlığını sürdürmesi
için çalışmayı zorunlu ve üstün değer sayar.
Atatürkçülükte Halkçılık anlayışının
üçüncü unsuru, sınıf mücadelesini kabul etmemektir. Atatürk,
Türk toplumunda sınıflar arasındaki mücadeleyi, başka
bir deyişle sınıfların çıkar kavgasını kabul etmez. Türk
halkının sosyal yapısı, sınıf kavgası için uygun olmayan
bir yapıdır. Çünkü halkın içinde çalışanlar arasında bir
çıkar çatışması yoktur. Mevcut sınıflardan biri olunca
öbürünün de olması, kaçınılmaz bir gerçektir.
Devletçilik
“Bizim izlediğimiz devletçilik,
kişisel çalışma ve etkinliği esas tutmakla birlikte, olabildiği
kadar az zaman içinde ulusu rahat yaşamaya ve memleketi
bayındırlığa eriştirmek için, ulusun genel ve yüksek çıkarlarını
gerektiren işlerde –özellikle ekonomi alanında– devleti
doğrudan doğruya ilgili kılmaktır. Bizim uyguladığımız
devletçilik sisteminin benzeri yoktur. Bu, Türkiye’nin
ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye özgü bir sistemdir.
M. K. Atatürk
 |
Atatürk devletçiliği,
kişisel çalışma ve faaliyeti esas tutar. Bununla birlikte,
mümkün olduğu kadar az zaman içinde dinamik ideale kavuşmak
için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gereğine göre,
bütün işlerde özellikle ekonomik alanda, devletin fiilen
ilgilenmesini benimser. Devletin fiilen ilgilenmesi, yapma,
yaptırma, yönlendirme, teşvik, yardım etme, yapılanları
düzenleme ve kontrol etmek anlamına gelir. Atatürkçülükte
devletçilik “sosyal, ahlaki ve millidir”. Bu yönden siyasi
nüfuz ve kudrete, egemenliğe sahip olan devlet, Dinamik
İdeale ulaşmada, egemenliğin sağladığı gücü, sosyal, ahlaki
ve milli niteliklerin yönlendirdiği doğrultuda ve çerçevelediği
sınırlar içinde kullanmalıdır.
Dinamik ideal, ekonomik gücün
sürekli olarak daha güçlenmesini öngörmektedir. Atatürkçülükte
memlekette her çeşit üretimin çoğalması için, özel teşebbüsün
devletçe zorunlu olduğunu önemle kaydettikten sonra devlet
ve özel teşebbüsün birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısı
olduğu belirtilir.
Atatürk devletçiliğinde, ekonomik
işlerde devlet ile kişinin doğrudan faaliyet göstermesi
ve bu faaliyetler üzerinde de devletin düzenleyici rolünde
olması, prensip olarak kabul edilir.
Topluma hizmet eden kamu kuruluşlarının
çoğaltılması, devletin önemle göz önünde tutacağı bir
konudur. Bu şekilde tümüyle kar amacına dayanan faaliyetler
sınırlanmış olur. Bu hal, vatandaşlar arasında ahlaki
dayanışmanın gelişmesine yardım eden önemli bir etkendir.
Atatürkçülüğün, devlet, ülke
,ulus olanaklarının kullanılmasında, işletilmesinde, kalkınmada,
gelişmede, çağdaşlaşmada devletin ekonomik işlevine yön
veren ilkesi olarak devletçilik, devletin ekonomide, sanayide,
işletmecilikte ulus ve toplum yararına görev üstlenmesi,
ulusal ekonominin ana kaynaklarını, bağımsızlığın gerektirdiği
ana kesimleri yaratacak, kuracak, bunları işletecek, yarattığı
değerleri gene ulus ve halk yararına işlerde değerlendirerek
kullanarak Atatürkçülüğün tüm değerlerine işlerlik kazandırmaktadır.
Devrimcilik
“...Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz
devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş,
bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna
getirmektir. Devrimlerimizin temel ilkesi budur. Bu gerçeği
benimsemeyen anlayışları darmadağın etmek zorunludur.
Şimdiye değin ulusun beynini paslandıran, uyuşturan bu
anlayışta bulunanlar olmuştur. Her halde düşüncelerde
bulunan bu boş uydurma hikayeler tamamen kovulacaktır.
Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin ışıklarını geçirmek,
yerleştirmek olanaksızdır.”
M. K. Atatürk
Çağdaşlaşma, bilinçli olarak
yeniliğe yönelmektir. Atatürkçülük, çağdaşlaştırıcı bir
ideoloji olarak yeniliğe açık olmuş, yeniliğe sürekli
olarak yönelmeyi ilke edinmiştir. Bu ilke devrimcilik
ilkesidir.
Atatürkçülüğün devrimcilik anlayışı,
zamanına göre geri kalmış kurumların ortadan kaldırılması
ve yerine ilerlemeyi, gelişmeyi kolaylaştıracak, geliştirecek
kurumların konması esasına dayanır. Bu devrimcilik anlayışı
iyiye, doğruya, faydalıya yöneliktir.
Atatürkçülüğe göre medeniyet
yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta,
ekonomik hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak
için tek gelişme ve ilerleme yolu budur. İşte bunun içindir
ki toplumun, zamanın gereklerine kendini uydurması, gelişmesi
ve yenileşmesi gerekir. Yenileşmeye ayak uyduramayan milletlerin
hayatında çöküş başlar. Bu çöküşü önlemek, topluma çağdaş
niteliğini kaybettirmemek için yeniliklere açık olmak
gerekmektedir...
Atatürkçülükte devrimlerin yaşatılması
hayati önem taşır. Bu devrimlerin topluma mal edilmesi
ve yaygınlaştırılması gerekir. Atatürk devrimlerinin korunması
ve yaşatılması sayesindedir ki toplumumuz dinamizmini
kaybetmeyecek, çağdaşlaşma yolunda adımlarına hızla ve
güvenle devam edecektir. Bu bakımdan devrimlerin milletçe
korunması gerekir.
Atatürk’ün gösterdiği dinamik
idealin gerçekleşmesi, çağdaş medeniyet seviyesinin gerektirdiği
atılımları yapmayı öngörür. Bu bakımdan, dinamik ideal,
sadece yapılan devrimleri korumakla, yani statik bir durumda
kalmakla yetinmeyip, aklın, bilimin ve ileri teknolojinin
yol göstericiliğine dayalı gerekli atılımlarla çağdaşlaşmaya
yönelmeyi gerektirir. Bu nedenle Atatürkçü devrimcilik
anlayışının temel esası, devlet yönetiminin zamana ve
gelişmelere değil, milletin birçok fedakarlıklarla yaptığı
devrimlerden doğan ve olgunlaşan prensiplere bağlı kalmasını
ve onları müdafaa etmesini, inisiyatif kullanarak gerekli
görünenleri hemen uygulamayı öngörür. Fikir ve hareketi
beraber yürütmek, zamana ve gelişmelere bağlı kalmak prensibi
ile bağdaşmaz. Fikirler, uygun hareketlerle ve önlemlerle
hemen uygulanmalıdır.
Cumhuriyetçilik
“ Cumhuriyet, yeni ve sağlam
esaslarıyla, Türk milletini güvenilir ve sağlam bir istikbal
yoluna koyduğu kadar, asıl düşüncelerde ve ruhlarda yarattığı
güvenlik açısından, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi
olmuştur.”
M. K. Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti, Ulu Önder
Atatürk’ün yarattığı büyük eserlerden birincisi ve en
önemlisidir. Çünkü O, ümmet anlayışındaki bir ulusu, Türklük
bilincini aşılayarak hakimiyetine kavuşturmuş ve “Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir” diyerek, bu ilkeyi Türk
anayasalarının vazgeçilmez, terk edilemez ve üzerinde
hiçbir zaman ödün verilemez bir ilkesi haline gelmiştir.
Cumhuriyetçilik, yeni devletin
temelleri altında yatan devrimin siyasal görünüşüdür.
Laik anlayışla, dinsel-geleneksel otoritenin yerine, halk
ya da ulus otoritesinin geçirildiği siyasal yeni düzen,
ifadesine Cumhuriyetçilikle kavuşmuştur.
Temelde ekonomik olmaktan çok siyasal ve ideolojik bir
devrim olarak başlayan Türk Devrimi, siyasal mekanizmalar
yönünden Cumhuriyetçiliği tüm atılımların itici gücü yapmıştır.
Bir başka deyişle, başta kurulan bu siyasal mekanizma
ile, daha sonra toplumda planlanan değişme ve gelişmelerin
siyasete hemen yansıması ve gerekli işlemlerin yapılması
son derece kolaylaşmıştır.
Laiklik anlayışının siyasal
yaşamdaki yansıması da Cumhuriyet düzeni ile gerçekleşmiştir.
Bu açıdan laiklik ile Cumhuriyetçilik ve halkçılık birbirinden
kesinlikle ayrılamazlar.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk,
Cumhuriyet düzenini, özgürlük ve ulusal egemenlik ilkeleri
üzerine dayandırmıştır.
Atatürkçülük siyasal yönetim
biçimi olarak “Cumhuriyet”i benimsemiştir. Türkiye için
yasal olarak tanıdığı tek yönetim biçimi Cumhuriyettir.
Siyasal otorite bu yönetim biçiminde oluşturulacak, yasallığını
ulusun kayıtsız, koşulsuz egemenliğinden, bu egemenliği
uygulayabilmesinden alacaktır. Siyasal otorite kaynağını,
gücünü ulusta halkta arayacaktır. Daha Cumhuriyet ilan
edilmeden, 13 Ağustos 1923’te, Atatürk’ün bu doğrultuda
söylediği sözler anlamlıdır: “Yeni Türkiye Devleti bir
halk devletidir, halkın devletidir. Geçmişteki yönetim
ise bir kişi devleti, kişilerin devleti biçimindedir.”
Cumhuriyet eşitlik doğrultusunda
değişimi de sağlamıştır. Cumhuriyet, siyasal yönetim biçiminin
uluslaşması, halklaşmasıdır. Bu yönetim biçiminin daha
çağdaş bir yapıya kavuşması aklı, bilimi ilke edinen laik
düzenin kurulması ile olanaklıdır. Laiklik doğrultusundaki
devrim atılımları, özellikle 1924 Anayasası’nın 1928 yılında
laikleşmesi, Cumhuriyet’in çağdaş özelliğe kavuşmasını
sağlamıştır. Siyasal otorite tümüyle laikleşmiştir.
 |
Cumhuriyetçilik
devlet yaşamında, yönetimde, bu yönetimin işleyişinde
Türk ulusunun istencinin egemen kılınmasıdır. Günü ve
geleceği için karar verme, yazgısını belirleme ve saptama
hakkı ulusundur. Ulusun, devletin, toplumun yönetimi sınıfların,
ailelerin, toplumsal grupların eline, tekeline bırakılamaz.
Ulusun tüm bireyleri, yönetime etken olarak katılmalıdırlar.
Toplum içine kapanık, olayların, karar oluşturma, karar
verme sürecinin dışında kapalı toplum olarak bırakılamaz,
bırakılmamalıdır. Toplum açık ve katılan toplum olmalıdır.
Yüce Atatürk’ün tanımlamasına
göre Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan
idare Cumhuriyet idaresidir. Çünkü Cumhuriyet, milli egemenlik
idealini, milletin irade ve egemenliğini, vatandaşın devlete
ve devletin vatandaşa karşı hak ve vazifelerini en iyi
olarak düzenleyen yönetim şeklidir. Cumhuriyetin en başta
gelen niteliği Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir” ilkesine yansır. Çünkü çağdaş devletin dayandığı
temel prensiplerden biri olan bu ilkenin en iyi korunduğu
ve gözetildiği yönetim, cumhuriyet yönetimidir.
Atatürkçülüğe göre Cumhuriyet
yönetiminin belirgin bir özelliği hükümet ile millet arasında
ayrılık bırakmamış olmasıdır. Söz konusu ilkenin bir diğer
özelliği de düşünce serbestliğidir. Atatürkçülükte cumhuriyet,
düşünce serbestliği kurmak demektir. Samimi ve yasal olmak
şartıyla her fikre saygı duyulur. Cumhuriyet yönetiminin
oldukça dikkate değer bir özelliği de, bu yönetimin Türk
Milletinin hayatına yeni bir yön vermiş olmasıdır.
Atatürkçülükte cumhuriyetçilik
anlayışı sıralanan bu yönleriyle ulusçu, demokratik, özgürlükçü,
çoğulculuğa açık bir ilkedir. Atatürk devrim modelinde
otorite cumhuriyetçi, laik ve milliyetçidir. Laik, milliyetçi
ve eşitliğe yönelik özellikleriyle Cumhuriyetçilik, Atatürk
devrim modelinde otoritenin oluşturduğu temel nitelikleri
içerir ve yansıtır.
Atatürk ilkeleri bir bütünün
parçalarıdır
Devleti güçlü, toplumu çağdaş
düzeye ulaştırıp mutlu kılma amaçlarına yönelik Atatürk
ilkeleri bir bütünün parçaları gibidirler. Söz konusu
bu ilkeler içerisinde, 80. kuruluş yıldönümünü gururla
kutladığımız Cumhuriyetimiz dolayısıyla Cumhuriyetçilik
ilkesinin, Türk devrim sürecinde özel bir yeri ve anlamı
vardır. 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılmış, 29 Ekim
1923’te de Cumhuriyet ilan olunmuştur. Saltanatın kaldırılması
600 yıllık yönetim biçiminin, kişisel istenç geleneğinin
yasal olarak sona erdirilişi, Cumhuriyetin ilanı da yeni
yönetimi ulusal istence oturtma düşüncesinin yasallaştırılmasıdır.
Atatürk Cumhuriyeti, laiklik,
halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve milliyetçilik gibi
diğer ilkelerle desteklenen, Türkiye’ye özgü ve Türk halkının
gereksinmelerine cevap veren, değişen şartlara ve durumlara
göre, akıl ve bilimin rehberliğinde çağdaş bir görünüm
alabilen, hoşgörü sahibi, demokratik, sosyal bir hukuk
devleti yaratmayı hedeflemektedir.
Cumhuriyet, Türk milletinin üzerinde
hiçbir biçimde ödün veremeyeceği, milli egemenlik esasına
dayalı bir yaşam biçimidir. Türkiye Cumhuriyeti, ne bir
taklit ne de bir özenti sonucu doğmuştur. Cumhuriyet,
Türk insanına yakıştığı, Türk’ün özündeki bağımsızlık
ve özgürlük ateşini ortaya çıkardığı, onu çağdaş insan
haline getirip, korku, baskı ve koyu bir itaat perdesi
arkasına sığınan dinsel güçlerden koruduğu, birlik ve
beraberlik sağladığı, aklı ön planda tuttuğu için vardır.
Atatürk Cumhuriyeti medeniyet,
çağdaşlık, ilericilik, demokrasi, barışseverlik, çoğulculuk
demektir. Türkiye Cumhuriyetinin temsil ettiği uygarlık
projesi, gerçekte özleri aynı olan iki temel ilkeye ve
bunların gereklerini tutarlı ve içtenlikli olarak yerine
getirmesine dayalıdır. Bu ilkelerden biri bilimsel düşünce
yapısı, diğeri ise demokratik yönetimdir. Gerçekten de
Türkiye Cumhuriyeti ve çağdaş Türk toplumunun tüm kurumları
bir yandan “Yaşamda en doğru yol gösterici bilimdir” ilkesine,
öte yandan “Egemenlik kayıtsız, şartsız ulusundur” ilkesine
dayalıdır. Bu iki ilke tüm çağdaş Türk kültürünün eksenini
oluşturmaktadır. Her iki ilkeyi birer slogan olmaktan
çıkarmak, gerekçeleriyle öğrenilmesini ve benimsenmesini
sağlamak, Türkiye Cumhuriyeti’nin başarısının gereğidir.
Atatürk Cumhuriyeti’nin temelinde
milli egemenlik, özünde ise milli irade yatar. Bu cumhuriyette,
geçmişte sömürgeciliğe boyun eğen ve mandacılığı savunanlara
karşı “Bu millet hürriyetsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve
yaşamayacaktır” diyerek, her türlü yabancı baskısını ve
güdümünü reddederek, milletin öz cevherine inanan ve güvenen
bir avuç vatanseverin tutuşturduğu hürriyet ve istiklal
ateşiyle Anadolu’da coşan bir milletin, kanının ve canının
hakkı ve payı vardır.
80. yıldönümünü kıvançla kutladığımız
demokratik ve laik Cumhuriyetimizde, özü Misak-ı Milli’ye
dayalı devletimiz ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünlük
içinde sonsuza dek yaşayacaktır.
Kaynaklar
1- İlhan Akın, Türk Devrimi Tarihi,
4. bs., İstanbul, Beta Yayınları, 1989.
2- Genel Kurmay Başkanlığı.Atatürkçü
Düşünce Sistemi, C. III, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı
Yayınları, 1997.
3- Kemal Kahramanoğlu, Atatürk
Aydınlığı, Ankara, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı
Yayınları, 1997.
4- Reşat Kaynar, Necdet
Sakaoğlu, Atatürk Düşüncesi, İstanbul, Açı Yayıncılık,
1995
5- Suna Kili, Atatürk Devrimi,
Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mayıs 1995.
6- Emre Kongar, Devrim Tarihi
ve Toplumbilim Açısından ATATÜRK, 2. bs., İstanbul, Remzi
Kitabevi, 1994.
7- Özer Ozankaya, Cumhuriyet
Çınarı, Ankara, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Yayınları,
1995.
8- M Özturanlı, Türkiye
ve Atatürkiye, İstanbul, Toplumsal Dönüşüm Yayınları,
Haziran 2002.
9- Tarık Zafer Tunaya, Devrim
Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük, 3. bs., İstanbul,
Arba Yayınları, 1994.
|
Araş.
Gör. Arzu Kihtir
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü
|